Dr. Tanju YILDÖN & Tıp Bilim Eğitimi

Gelişimin 1. evresi döllenme ile başlar ve embriyonik gelişim 23. evrede tamamlanır. Bu ortalama 56. güne denk gelir. Fetal evre 57. günde başlar ve fetus anneyi terk edince sonlanır.

EMBRİYOLOJİK TERMİNOLOJİ

Zigot bir oosit ile bir spermin birleşmesi sonucu meydana gelir. Döllenmiş ovum ifadesi içerisine sperm girmiş bir sekonder oositi tarif eder. Döllenme tamamlanınca oosit zigota dönüşür.

Yarıklanma zigotun bir dizi mitotik bölünmeden geçtiği süreci ifade eder. Bu işlemlerin sonucunda erken embriyonik hücrelerin yani blastomerlerin oluşumu ortaya çıkar. Erken embriyonun boyu değişmez çünkü her yarıklanma sonucu blastomerler küçülür.

Morula Blastomerler şekil değiştirir ve sıkı bir hücre topu haline dönüşürler. Bu fiziki olaydan, sıkıştırma (compaction), hücre yüzeyi adhezyon molekülleri sorumludur. 12 veya daha fazla blastomer oluşunca küresel şekil alan bu hücre topluğu morula adını alır. Döllenmeden 3 veya 4 gün sonra oluşur.

Blastosist Morula tuba uterina’dan uterusa girdiği zaman içerisinde sıvı dolu bir kese -blastosist kesesi- oluşur. Bu değişim morulayı blastosist’e dönüştürür. Merkezde bulunan hücreler içhücre kitlesi (embriyoblast) embriyonun başlangıcı veya taslağıdır.

İmplantasyon Blastosistin endometrium’a bağlanma ve gömülme sürecidir. Embriyonal gelişimin preimplantasyon  evresi döllenme ile uterus duvarına bağlanma arasında geçen süredir, yani ortalama 6 gündür.

Gastrula Gastrulasyon esnasında (blastosist’in gastrula ya dönüşü) üç tabakalı veya trilaminer embriyonik disk oluşur (üçüncü hafta). Gastrulanın üç germ tabakası (ektoderm, mezoderm ve endoderm) daha sonra farklılaşarak embriyonun doku ve organlarını oluşturur.

Nörula Nörulasyon sürecinde -nöral tüpün gelişimi- dördüncü haftaya gelen embriyoya nörula denir. Nöral tüp merkezi sinir sisteminin (beyin ve omur ilik) taslağıdır.

Embriyo Bu terim erken gelişim evrelerinde gelişmekte olan insanı ifade eder. Embriyonal evre sekizinci haftanın sonuna kadar sürer ve bu tarihte tüm esas yapıların başlangıcı mevcuttur. Sadece kalp ile dolaşım çalışır durumdadır

Prenatal gelişim evreleri: Erken embriyonik gelişim evreler halinde tarif edilir çünkü embriyonun bazı morfolojik özellikleri geliştirmesi değişik sürelerde olur. Gelişimin 1. evresi döllenme ile başlar ve embriyonik gelişim 23. evrede tamamlanır. Bu ortalama 56. güne denk gelir. Fetal evre 57. günde başlar ve fetus anneyi terk edince sonlanır.

Taslak, primordium bir organ ya da yapının gelişmesindeki en erken aşamanın başlangıcını ifade eder. Üst ekstremitelerin taslağı ya da primordiumu tomurcuk olarak 26. günde ortaya çıkar.

Fetus  sekiz haftalık embriyonik dönemin ardından fetus adını alır. Fetal dönem sırasında (dokuzuncu haftadan doğuma kadar) organ ve dokuların farklılaşması (diferansiyasyonu) ve büyümesi gerçekleşir.

GELİŞİM DÖNEMLERİ

İNSAN GELİŞİMİNİN BAŞLANGICI BİRİNCİ HAFTA: ZİGOTUN YARIKLANMASI BLASTOSİST OLUŞUMU

Zigotun tekrarlayan mitoz bölünmeleri ile yarıklanma oluşur, buna bağlı olarak hücre sayısında hızlı bir artış olur. Blastomer adı verilen bu hücreler her yarıklanma bölünmesiyle daha da küçülür. Başlangıçta zigot iki blastomere ayrılır, daha sonra bölünerek dört, sekiz şeklinde artan blastomerler oluşur. Yarıklanma normalde, zigotun uterin tüplerden uterusa yolculuğu sırasında gerçekleşir. Zigot yarıklanma sırasında oldukça kalın ve jöle kıvamındaki zona pellusida (saydam tabaka) içerisindedir. Zigotun blastomerlere bölünmesi fertilizasyondan 30 saat sonra başlar. Ardarda bölünmeler birbirini takip eder ve gittikçe küçülen blastomerler oluşur. Blastomer sayısı 12-16 olduğunda gelişen insan artık morula adını alır. Morulanın internal hücreleri, blastosistin iç hücre kitlesini yani embriyoblastı oluşturur

 

Morulanın uterusa girmesinden kısa bir süre sonra (fertilizasyondan 4 gün sonra) morula içinde sıvıyla dolu bir boşluk gözlenir, buna blastosist boşluğu (blastosel) denir. Uterusdan gelen sıvı zona pelusidayı geçerek bu boşlukları oluşturur.

Blastosist boşluğunda sıvı arttıkça, blastomerleri iki bölüme ayırır: İncedış tabaka trofoblast adını alır ve plasentanın embriyonik kısmını oluşturur. Merkezi yerleşim gösteren bir grup blastomer (iç hücre kitlesi denilen) embriyonun başlangıcı olması nedeniyle, genellikle embriyoblast adını alır. Gelişimin bu basamağındaki oluşuma, blastosist adı verilir.

İç hücre kitlesi veya embriyoblast artık blastosist boşluğuna doğru uzanır, trofoblastlar da blastosistin duvarını oluşturur. Blastosist 2 gün boyunca uterin salgılar içinde yüzdükten sonra, zona pellusida yavaşça dejenere olur ve kaybolur.

 

Fertilizasyon sonrası yaklaşık olarak 6. günde (28 günlük menstrüel siklusun 20. günü), blastosist sıklıkla iç hücre kitlesine yakın bölgeden (embriyonik kutup) endometriyal epitele tutunur.

Blastosist endometriyal epitele tutunduktan hemen sonra, trofloblastlar hızla çoğalmaya başlar ve yavaş yavaş iki farklı tabakaya ayrılır. Sitotrofoblastlardan oluşan içtabaka (hücreseltrofoblast) Sinsityotrofoblastlardan oluşan dış tabaka (sinsityal trofoblast) Sinsityotrofoblastın parmağa benzer çıkıntıları (sintrofoblast) yaklaşık olarak 6. günde endometriyal epitele doğru uzanır ve bağ dokusu içinde ilerler. Çok invazif olan sinsityotrofoblastlar hızla embriyonik kutup olarak bilinen iç hücre kitlesine doğru genişler.  Sinsityotrofoblastlar, blastosistin endometriyum içine gömülmesi için maternal dokuları parçalayan bazı enzimler salgılar. Yaklaşık olarak 7. günde iç hücre kitlesinin blastosist boşluğuna bakan yüzeyinde hipoblast (ilkel endoderm) denilen bir hücre tabakası görülür.

Blastosist endometriyuma implantasyonunu tamamlarken trofoblastda hızlı çoğalma ve farklılaşma olur. İmplantasyona hazırlıkda bu dokuların uyumu sonucu oluşan endometriyal değişimler desidual reaksiyon olarak bilinir.

İmplantasyon yerinin etrafındaki bağ dokusu hücreleri, glikojen ve lipidleri depolayarak polihedral görünüm kazanırlar. Bu hücrelerin bazılarına desidual hücreler denir ve invazyon gösteren sinsityotrofoblast hücrelerin yakınında dejenere olurlar. Embriyonik beslenme için zengin bir kaynak oluşturan bu dejenere hücreler, sinsityotrofoblast tarafından alınarak kullanılır.

İKİNCİ HAFTA: BİLAMİNAR EMBRİYONİK DİSK VE KORYONİK KESE OLUŞUMU

İlk haftanın sonunda başlayan blastosistin implantasyonu, ikinci haftanın sonunda tamamlanır.

Oositi saran zona pellusida dejenere olur (5. gün). Zona pellusida’nın kaybolması blastosistin genişlemesinden ve enzimatik lizis sebebiyle gerçekleşir. Litik enzimler, zona pellusida’yı kuşatan ve kısmen penetre olan spermlerin akrozomundan salınır.

Blastosist, endometrial epitele yapışır (6. gün).

Trofoblast - sinsityotrofoblast ve sitotrofoblast olarak iki tabakaya farklılaşmaya başlar (7. gün).

Sinsityotrofoblast, endometrial dokuları (kapillerler, bezler ve bağ dokusu) erozyona uğratır (aşındırır) ve blastosist endometrium içine gömülmeğe başlar (8. gün).

Kan ile dolu lakünalar, sinsityotrofoblast içinde gürülür (9. gün).

Blastosist, endometrial epitelin altına gömülür ve endometrial epiteldeki defekt tıkayıcı bir plak ile doldurulur (10. gün).

Lakünar ağ, bitişik lakünaların birleşmesiyle oluşur (10. ve 11.gün).

Sinsityotrofoblast endometrial damarları aşındırır, maternal kanın lakünar ağın içerisine ve dışına sızmasını sağlar, bu şekilde primitif bir uteroplasental dolaşım kurulur (11. ve 12. günler).

Endometrial epiteldeki defekt, epitel tamir edilirken yavaş yavaş kaybolur (12. ve 13.gün).

Amniyotik Kavite, Embriyonik Disk ve Vitellus Kesesinin (Saccus Vitellinus) Oluşumu

Blastosistin implantasyonu gerçekleşirken, amniyotik kavitesi’nin primordiyumu olan iç hücre kitlesinde küçük bir kavite belirir. Kısa zamanda amniyoblastlar epiblasttan ayrılır ve amniyotik kaviteyi saran ince bir membran olan amniyonu oluşturur. Amniyon boşluğu, sitotrofoblast ve embriyoblast arasında bir boşluk olarak belirir.

Aynı zamanda, Embriyoblast bilaminar embriyonik diske farklılanır.  iki tabakadan oluşan embriyonik disk meydana gelir.

Amniyotik kavite ile ilişkili yüksek prizmatik hücrelerden oluşan kalın tabaka, epiblast.

Ekzosölomik (coelom) kaviteye bitişik küçük kübik hücrelerden oluşan primer endoderm veya hipoblast.

Epiblast amniyotik kavitenin tabanını oluşturur ve periferal olarak amniyon ile devamlılık gösterir. Hipoblast ekzosölomik kavite‘nin çatısını oluşturur ve ince ekzosölomik membran ile devamlılık gösterir

Ekzosölomik membran ve kavite kısa zamanda primer vitellus kesesi’ni (primer umbilikal kese) oluşturmak üzere modifiye olur. Vitellus kesesi endoderminden kaynaklanan hücreler amniyon ve vitellus kesesini saran ekstraembriyonik mezoderm’i oluşturur.

Ekstraembriyonik sölom

Ekstraembriyonik mezodermin içerisinde gelişen boşluklardan oluşur. Sölom daha sonra koryon boşluğu olarak kalır.

Ekstraembriyonik sölom, ekstraembriyonik mezodermi iki tabakaya ayırır:

trofoblastı sınırlayan ve amniyonu saran ekstraembriyonik somatik mezoderm

vitellus kesesini saran ekstraembriyonik splanknik mezoderm.

Ekstraembriyonik somatik mezoderm ve trofoblastın iki tabakası koryon’u oluşturur. Ekstraembriyonik şölom, artık koryonik kavite olarak adlandırılır. Sekonder umbilikal kese (vitellus kesesi) gelişirken primer umbilikal kese giderek küçülür ve kaybolur. Amniyotik kese ve vitellus kesesi birbirine baskı yapan iki balona benzer.

 

14 günlük embriyo hala yassı bir bilaminar embriyonik disk şekline sahiptir, fakat bu dönemde lokalize bir alan içerisinde hipoblastik hücreler silindiriktir ve kalınlaşmış bir sirküler alan, prekordal (prokordal) plağı oluşturur. Prekordal plak embriyonun gelecekteki ağız ve baş bölgesidir.

Sinsityotrofoblast, kendi içindeki lakünalar yoluyla maternal kana karışan bir hormon olan insan koryonik gonadotıopini (hCG) üretir. hCG ovaryum içerisindeki korpus luteumun hormonal aktivitesini gebelik süresince devam ettirir-, östrojen ve progesteron salgılar. hCG ve gebeliği belirleyen duyarlılığı yüksek radyoimmü n çalışmalar gebelik testlerinin esasını oluşturur. İkinci haftanın sonunda gebelik testini pozitifleştirmeye yetecek miktarda hCG sinsityotrofoblast tarafından üretilir.

Amniyon, embriyonik disk ve primer umbilikal kese oluşurken, izole boşluklar yani lakünalar sinsityotrofoblast içerisinde belirir. Kısa süre sonra, yırtılmış endometriyal kapillerlerden gelen matemal kan ve aşınmış uterus bezlerinden gelen hücresel atık karışımı lakünaları doldurur. Embriyotrof adı verilen lakünar boşluklardaki sıvı, difüzyon ile embriyonik diski geçerek embriyoya besin maddesi sağlar.

Konseptus implante olurken endometriyal bağ dokusu hücreleri desidual reaksiyon olarak bilinen bir değişime uğrar. Hücreler sitoplazmalarındaki glikojen ve lipid birikimi nedeniyle desidual hücreler olarak bilinirler. Desidual reaksiyonun birincil fonksiyonu, erken embriyo için besin temini ve konseptus için de immünolojik olarak ayrıcalıklı alan sağlamaktır.

İkinci haftanın sonunda primer koryonik villuslar görülür. Sitotrofoblast hücrelerinin çoğalması ile birlikte bu hücreler, sinsityotrofoblast içine büyüyen hücresel uzantılar oluşturur. Hücresel uzantılar plasentanın koryonik villuslarının gelişiminin ilk evresi olan primer koryonik villusları oluşturur.

 

ÜÇÜNCÜ HAFTA: GERM TABAKALARININ OLUŞUMU DOKU VE ORGANLARIN FARKLILAŞMAYA BAŞLAMASI

Gastrulasyon (Gastrulatio),

Bilaminer embriyonik diskin trilaminer embriyonik disk haline dönüşmesi olayıdır. Gastrulasyon embriyonik diskin epiblast tabakası yüzeyinde primitif çizginin oluşumu ile başlar.  Gastrulasyon morfogenezin (vücut şeklinin gelişimi) başlangıcıdır ve üçüncü haftada gerçekleşen en önemli olaydır. Kemik morfogenetik proteinleri ve FGSs ve Wnts gibi diğer sinyal molekülleri bu süretçe başlıca rolü oynar.

Ektodermden epidermis, sinir sistemi, gözün retina tabakası ve birçok diğer yapı gelişir.

Endodermden solunum yolları ve sindirim kanalını döşeyen epitel örtü, sindirim kanalına açılan bezler ile karaciğer ve pankreas gibi organların glandular hücreleri gelişir.

Mezodermden düz kas tabakaları, bağ dokusu ile doku ve organlarla ilişkili damarlar gelişir. Mezoderm aynı zamanda kardiyovasküler sistemin büyük bir bölümünü oluşturur; ayrıca kan hücreleri ve kemik iliği, iskelet, çizgili kaslar ile üreme ve boşaltım organlarının kaynağıdır.

Primitif çizginin, germ tabakalarının ve notokordun oluşumu gastrulasyon sırasında gelişen önemli olaylardır. Bu evrede embriyoya gastrula da denir.

Gastralasyonun ilk işareti, embriyonun kaudal bölümünde primitif çizginin belirmesidir. Primitif çizgi, epiblast hücrelerinin embriyonun median planına doğru çoğalması ve göçü sonucu oluşur. Epiblast hücreleri gastrulasyon olayı ile embriyonun üç germ tabakasının gelişimine, ve sonuçta tüm doku ve organların primordiumunun oluşumuna öncülük ederler.

Allantois

Yaklaşık 16. günde vitellus kesesinin kaudal duvarından bağlantı sapına uzanan küçük bir divertikül olarak belirir. İnsan embriyolarında plasenta ve amniyon kesesi allantoisin işlevlerini üstlendiği için çok küçük bir yapı olarak kalır.

İnsan embriyosunda erken dönemde kan yapımını üstlenir

Mesanenin gelişimi ile ilişkilidir.

Mesane büyüdükçe urakusu oluşturur.

Urakus erişkinde ligamentum umbilicalis mediana adını alır.

Allantoisin kan damarları umbilikal arterler ve venleri oluşturur.

Sinir dokuları, altındaki notokord tarafından büyüme ve farklılaşmaya yönelik olarak harekete geçirilen embriyonal ektodermden gelişir.

Nöral plağın ve nöral kıvrımların oluşumu

Nöral kıvrımların birleşerek nöral tüpü oluşturması nörulasyon sırasında gelişen olaylardandır. Bu olaylar dördüncü haftanın sonunda, kaudal (posterior) nöroporun kapanması ile tamamlanır. Nörulasyon evresinde embriyoya nörula adı da verilir.

Yaklaşık 18. günde nöral plak, merkez ekseni boyunca invajine olarak her iki yanında nöral kıvrımların bulunduğu orta çizgide longitudinal olarak uzanan nöral oluğu oluşturur. Üçüncü haftanın sonunda nöral kıvrımlar birbirine doğru yaklaşıp birleşir ve nöral plak MSS’nin primordiumunu oluşturan nöral tüpe dönüşür. Nörulasyon dördüncü haftada tamamlanır. Nöral tüp ve yüzey ektodermi arasında düzensiz bir kitle şeklinde nöral kristayı oluşturur. Daha sonra nöral krista ikiye ayrılarak spinal ve kraniyal sinirlerin duyusal ganglionlarına köken verir

 

Nöral kristadan köken alan yapılar şunlardır;

1.  Böbrek üstü bezi medüllasının kromafin hücreleri,

2.  Deri ve derialtı dokularındaki melanositler,

3.  Odontoblastlar,

4.  Beyin ile medulla spinalisin meningeal örtüleri (en azından pia mater ve araknoid mater)

5.  V, VII, IX ve X. kraniyal sinirlerin ganglionları ve omurilik duyu gangliyonlarının duyu nöronları, spinal ganglionlar (arka kök ganglionları)

6-  Otonomik sinir sisteminin ganglionları, Sempatik ve parasempatik gangliyonların gangliyon sonrası nöronları,

7.  Çevresel aksonların Schwann hücreleri,

8.  Çevresel gangliyonlarm uydu hücreleri.

9-  Kafanın çeşitli kemik ve kas komponentleri

Notokord ve nöral tüp oluştuğunda bunların her iki yanındaki intraembriyonik mezoderm prolifere olarak kalın ve longitudinal paraksiyel mezoderm. Her bir kolon lateralde intermediyet mezoderm ile, bu da giderek incelen lateral mezoderm tabakası ile devam eder.

Lateral mezoderm ise vitellus ve amniyon kesesini kuşatan ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder.

Üçüncü haftanın sonuna doğru, paraksiyel mezoderm farklılanarak somitlere bölünmeye başlar. Bu mezoderm blokları gelişmekte olan nöral tüpün her iki yanında bulunur. Somit gelişim periyodu sırasında (20-30. günler) yaklaşık 38 çift somit oluşur. Beşinci haftanın sonunda 42-44 çift somit vardır.

Primitif çizgi kalıntılarının varlığını sürdürmesi sakrokoksigeal teratomun gelişimine neden ola bilir. Bu tümörler pluripotent primitif çizgi hücrelerinden kaynaklandıkları için, farklılaşmasını tamamlamamış, her üç germ tabakasından kaynaklanan dokuları içerir. Sakrokoksigeal teratomlar yenidoğan döneminde en sık rastlanan tümörlerdir ve etkilenen bebeklerin çoğu kız çocuklarıdır, çoğu tümörler benigndir. Bu tümörler genellikle cerrahi olarak tamamen çıkarılır ve prognozu iyidir.

 

 

Primitif çizginin belirmesinden çok kısa bir süre sonra, bu çizginin derinlerindeki hücreler ayrılır ve jelatinöz matriks içinde geçici olarak, gevşek şekilde düzenlenmiş hücrelerin oluşturduğu bir doku olan mezenşimi oluşturur. Mezenşimal hücreler ameboid özellikte ve aktif olarak fagositik hücrelerdir. Mezenşim, vücuttaki birçok bağ dokusu ve bezlerin bağ dokusu iskeleti gibi, embriyonun destek dokularını oluşturur.

 

Mezenşimin bir  bölümü intraembriyonik ya da embriyonik mezodermi oluşturan mezoblastı (farklılaşmamış mezoderm) meydana getirir. Primitif düğüm ve primitif çizginin diğer bölümlerinin epiblast hücreleri hipoblast arasına girerek umbilikal kesesinin (yolk yada vitellus kesesi) tavanında embriyonik endodermi oluştururlar.

Epiblast tabakasında kalan hücreler embriyonik ektodermi oluştururlar. Transforming growth faktör β üst familyasının sinyal molekülleri mezodermin oluşumunu indükler. Transforming growth faktör β, T-box transkripsiyon faktörü (veg T) ve Wnt sinyal yolları endodermin oluşumu ile ilişkilidir.

Primitif çizgiden kaynaklanan mezenşimal hücreler yaygın bir şekilde göç ederler. Bu pluripotent hücreler çoğalma ve fibroblast, kondroblast ve Osteoblast gibi çeşitli hücre tiplerine farklılanma potansiyeline sahiptir.

Notokord Uzantısı ve Notokord

Primitif çizgi boyunca içeri giren ve bunun sonucu olarak mezodermal hücre özellikleri kazanan bazı mezenşimal hücreler primitif düğüm ve çukurdan kraniyale doğru göç eder ve orta çizgide notokord uzantısı olarak bilinen hücresel bir kordon oluştururlar. Bu uzantıda kısa zamanda bir lümen oluşur ve notokord kanalı adını alır. Notokord uzantısı ektoderm ve endoderm tabakalarının birbiriyle temas ettiği yerde bulunan silindirik endodermal hücrelerin oluşturduğu küçük yuvarlak bir alan olan prekordal plağa ulaşana kadar ektoderm ve endoderm arasında kraniyale doğru ilerler. Prekordal mezoderm notokordun rostralinde bulunan, ön beyin ve gözün indüksiyonunda başlıca rol oynayan mezenşimal hücre grubudur. Prekordal plak, gelecekte ağız boşluğunun oluşacağı bölgede yerleşik olan orofarengiyal membranın öncül yapısıdır ve aynı zamanda kraniyal yapıların gelişiminin kontrolünde uyarı merkezi olma rolüne sahip olabilir.

 

 

Primitif çizgi ve notokord uzantısın­daki mezenşimal hücreler diğer mezoder­mal hücreler içinde, ektoderm ve endoderm arasında embriyonik diskin sınırlarına ulaşa­na dek lateral ve kraniyal yönde göç eder. Bu hücreler amniyon ve umbilikal kesesini kuşatan ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder. Primitif çizgide bulunan ve ilerde mezodermi oluşturacak olan bazı mezenşimal hücreler, notokord uzantısının her iki tarafında kraniyale doğru ve prekor­dal plak çevresine göç eder. Burada üçüncü haftanın sonunda gelişmeye başlayan kalp primordiyumunun gelişmeye başladığı kardi­yojenik yörede kardiyojenik mezodermi şe­killendirmek üzere birleşirler Primitif çizginin kaudalinde ileride anüsün gelişeceği dairesel bir alan olan, kloaka membranı bulunur.

Embriyonik disk burada ve orofarengiyal membranda bilaminar olarak kalır, çünkü bu alanlarda ektoderm ve endoderm birbirine kaynaşmıştır ve mezenşimal hücrelerin gö­çüne engel olur.

 

Üçüncü haftanın ortalarında intraembriyonik mezoderm: Kraniyalde orofarengiyal membran, Orta çizgide primitif çizginin kraniyalinde, notokord uzantısının bulunduğu yer, Kaudalde kloaka membranı, dışında kalan diğer yerlerde ektoderm ve endodermi birbirinden ayırır.

Primitif çizgi bölgesinden çıkan yönlendirici sinyaller notokordal öncül hücreleri, hücresel çubuk benzeri bir yapı olan notokordu oluşturmak üzere uyarır. Bu hücreleri uyaran moleküler mekanizma, nöral tüpün zemininden çıkan Shh sinyallerini kapsar.

Notokord

Embriyonun primordiyal longitudinal eksenini belirler ve embriyoya sertlik verir,

Kas ve iskelet yapıları ile merkezi sinir sisteminin gelişimi için gerekli sinyallerin oluşumunu sağlar

İntervertebral disklerin yapısına katılır. Notokord erken dönemdeki embriyoda primer uyaran (sinyal merkezi) olarak görev yapar. Gelişmekte olan notokord üstünde uzanan embriyonik ektodermin kalınlaşmasını ve merkezi sinir sisteminin (MSS) primordiyumu olan nöral plağın oluşumunu uyarır.

Notokord dokusunun geride kalan artıklarından hem benign hem de malign tümörler (kordomalar) gelişebilir. Kordomaların yaklaşık üçte biri kraniyumun tabanında oluşur ve nazofarenkse doğru uzanır. Kordomalar yavaş büyür ve malign formları kemiğe infiltre olur.

Allantoisin kan damarları umbilikal arterleri oluşturur. Umbilikal venlerin intraembriyonik kısmı farklı kökene sahiptir.

Notokord gelişirken üzerindeki embriyonik ektodermi orta hatta ve hemen bitişiğinde kalınlaşmak üzere indükler ve uzamış ve kalınlaşmış epitelyal hücre plağı, nöral plak oluşur. Nöral plağın ektoderminden (nöroektoderm) MSS (beyin ve medulla spinalis) gelişir. Nöroektodermden retina gibi yapılar da gelişir.

Nöral plağın sınırlarının belirlenmesi ve epitelyal-mezenşimal değişimin oluşacağı yerlerin tanımlaması için, hem yüzey epiteli içinde hem de epitel ile altındaki mezoderm hücreleri arasında hücre etkileşimleri gereklidir. Hücreler arası bu etkileşimler kemik morfogenetik proteinleri (BMPs), Wnt, Notch ve FGF sinyal sistemleri ile düzenlenir. Aynı zamanda efrin adı altında toplanan moleküller, göç eden nöral krest hücrelerinin özgün bir topluluğunun yönlendirilmesinde önemli rol oynar.

Nöral tüp defektleri en sık görülen konjenital anomalilerdendir. Meroanensefali (beynin kısmi yokluğu) MSS’ni etkileyen en ciddi ve aynı zamanda en sık görülen nöral tüp defektidir.

SOMİTLERİN GELİŞİMİ

Notokorda ek olarak primitif düğümden köken alan hücreler paraksiyal mezodermi oluşturur. Bu hücre topluluğu düğümün yakınında longitudinal ve kalın hücre kordonları şeklinde ortaya çıkar. Her bir kolon lateralde  intermediyel (ara) mezoderm ile, bu da giderek incelen lateral mezoderm tabakası ile devam eder. Lateral mezoderm ise umbilikal ve amniyon kesesini kuşatan ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder. Üçüncü haftanın sonuna doğru, paraksiyal mezoderm farklılanıp yoğunlaşarak kraniyokaudal sırayla somit denen kübik cisim çiftlerine bölünmeye başlar. Bu mezoderm blokları gelişmekte olan nöral tüpün her iki yanında bulunur. İnsan gelişiminin somit evresi sırasında (20-30. günler) yaklaşık 38 çift somit oluşur. Beşinci haftanın sonunda 42-44 çift somit vardır. Somitler 4. ve 5. haftalarda çok belirgin oldukları için embriyonun yaşının belirlenmesinde kullanılan pek çok kriterden biri olarak kabul edilirler.

Somitler ilk olarak embriyonun gelecekteki oksipital bölgesinde ortaya çıkar. Kısa sürede kraniyokaudal yönde gelişir ve aksiyal iskeletin büyük kısmı ve bununla ilişkili olan kaslar ile komşu derinin dermisini oluştururlar. İlk somit çifti 3. haftanın sonunda otik plakanın oluştuğu yerin biraz kaudalinde belirir. Segmentasyonun düzenli ilerleyişi, zamana bağlı bir gen ekspresyon, özellikle de Notch ekspresyonu, mekanizması (osilatör) yoluyla olur. Aynı zamanda medulla spinalisten çıkan aksonlar somitlerdeki kas hücrelerini innerve eder, ki bu; medulla spinalisten çıkan aksonların uygun hedef hücrelere, doğru bir şekilde yönlendirilmesini gerektiren bir süreçtir.

Deneysel çalışmalar paraksiyal mezodermden somitlerin oluşumu için Notch sinyal yolu genleri (Notch sinyali), Hox genleri ve diğer sinyal faktörlerinin ekspresyonunun gerektiğini göstermektedir. Paraksiyal mezodermden somit oluşumu forkhead transkripsiyon faktörleri Fox C1 ile C2 ‘nin ekspresyonunu takip eder ve somitlerin kraniyokaudal segmental paterni Delta-Notch sinyal sistemi ile düzenlenir.

İNTRAEMBRİYONİK SÖLOMUN GELİŞİMİ

İntraembriyonik sölomun primordiyumu (embriyonik vücut boşluğu) lateral mezodermde ve kardiyojenik (kalbi oluşturan) mezodermde izole sölomik boşluklar şeklinde ortaya çıkar. Bu boşluklar kısa sürede birleşerek at nalı şeklinde bir kavite, intraembriyonik sölom oluşur ve lateral mezodermi iki tabakaya ayırır:

Lateral mezodermin somatik ya da pariyetal tabakası, ektodermal epitelin altında yerleşiktir ve amniyonu saran ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder.

Lateral mezodermin splanknik ya da visseral tabakası, endoderme bitişiktir ve umbilikal kesesini saran ekstraembriyonik mezoderm ile devam eder.

Somatik mezoderm ve bunun üzerindeki embriyonik ektoderm embriyonik vücut duvarını ya da somatoplevrayı, splanknik mezoderm ve bunun altındaki embriyonik endoderm embriyonik bağırsak duvarı ya da splanknoplevrayı oluşturur.

 

İntraembriyonik sölom üç vücut boşluğuna ayrılır:

• Perikardiyal boşluk

• Plevral boşluklar

• Peritoneal boşluk

Kan hücreleri üçüncü haftanın sonunda vitellus kesesi ve allantois duvarında oluşmakta olan damarların endotelyal hücrelerinden (hemositoblast) gelişir. Embriyoda kan yapımı beşinci haftaya kadar başlamaz.

Üçüncü haftanın sonunda 21 ya da 22. günde (son normal menstruyal kanamadan sonra 5. hafta) kalp çarpmaya ve kan dolaşmaya başlar. Bu nedenle kardiyovasküler sistem fonksiyonel evreye ulaşan ilk organ sistemidir. Üçüncü haftanın sonunda embriyo kanı koryon villuslarındaki kapillerler içinde akmaya başlar.

Fetal ve erişkin eritrositleri farklı hematopoetik projenitör hücrelerden (hemanjiyoblast) köken alırlar. Primordiyal endotelyal kan damarlarını kuşatan mezenşimal hücreler damarların kas ve bağ dokusu elemanlarını oluşturmak üzere farklılanırlar.

Bazen embriyo ölür ve koryon villusları gelişimlerini tamamlayamaz, yani tersiyer villusları oluşturacak şekilde vaskülarize olamazlar. Dejenere olan villuslar üzüm salkımını andıran kistik şişlikler haline gelir buna mol hidatiform denir. Mol çeşitli derecelerde trofoblastik proliferasyon gösterir ve çok miktarda insan koryonik gonadotropini üretir. Komplet mol hidatiformlar paternal kaynaklıdır. Mollerin %3 ila %5’i koryokarsinoma denen malign trofoblastik lezyonlara dönüşür. Bazı moller spontan abortusların ardından bazıları da normal doğumdan sonra gelişebilir. Koryokarsinomalar kan akımı ile akciğerler, vajina, karaciğer, kemik, bağırsaklar ve beyin gibi çeşitli yerlere metastaz (yayılım) yapar.

Komplet mol hidatiform gelişiminin temel mekanizması:

Boş oositin bir sperm tarafından fertilizasyonu ve bunu takip eden duplikasyonu (monospermik mol)

Boş oositin iki sperm tarafından fertilizasyonu (dispermik mol)

Komplet mol hidatiform (monospermik) dişi pronukleusu taşımayan ya da inaktif (boş oosit) bir oositin fertilizasyonu ile oluşur. Parsiyel (dispermik) mol hidatiform genellikle bir oositin iki sperm tarafından fertilize edilmesi sonucu oluşur. Komplet mol hidatiformların çoğu monospermiktir. Her iki tipte de nüklear DNA babaya aittir (paternal).

KORYON VİLLUSLARININ GELİŞİMİ

İkinci haftanın sonunda primer koryon villusları oluştuktan kısa bir süre sonra dallanmaya başlar. Üçünçü haftanın başında mezenşim, primer villusların içine doğru büyür ve ortada bir mezenşimal doku oluşturur. Bu evredeki villuslar - sekonder koryon villusları - koryon kesesinin tüm yüzeyini kaplar. Villuslar içindeki bazı mezenşimal hücreler daha sonra kapillerlere ve kan hücrelerine farklılanır. Bu villuslar içinde kan damarları görülmeye başladığında artık tersiyer koryon villusları olarak adlandırılırlar.

Üçüncü haftanın sonunda embriyo kanı koryon villuslarındaki kapillerler içinde yavaşça akmaya başlar. İntervillöz boşluklardaki anne kanından oksijen ve besin maddeleri villusların duvarından difüzyonla embriyo kanına geçer. Karbondioksit ve artık ürünler fetal kapillerlerden difüzyonla koryonik villus duvarını geçerek anne kanına karışır. Bu sırada, koryon villuslarının sitotrofoblast hücreleri prolifere olur ve sinsityotrofoblastların içine doğru genişleyerek sitotrofoblastik kabuğu oluşturur. Bu kabuk giderek koryon kesesini sarar ve endometriyuma bağlar. Sitotrofoblastik kabuk aracılığı ile maternal dokuya bağlanan villuslara kök koryon villusları (bağlı villus) denir. Bağlı villusların kenarlarından çıkan villuslara dallanan koryon villusları (terminal villus) denir. Embriyo ile anne kanı arasındaki madde değişiminin çoğu, dallanan villusların duvarından gerçekleşir.

 

Üçüncü haftanın özeti

Bilaminar embriyonik disk gastrulasyon sırasında trilaminar embriyonik diske dönüşür. Bu değişiklikler üçüncü haftanın başında embriyonik diskin kaudal ucunda epiblast tabakasının bir kalınlaşması şeklinde görülen primitif çizginin belirmesi ile başlar

Primitif çizgi epiblast hücrelerinin diskin orta düzlemine göçü sonucunda oluşur. Epiblastik hücrelerin primitif çizgiden invajinasyonu, mezenşimal hücrelerin oluşmasına ve epiblast ile hipoblast tabakaları arasında ventrale, laterale ve kraniyale doğru göçüne neden olur

Primitif çizgi mezenşimal hücreleri üretmeye başlar başlamaz epiblast tabakası embriyonik ektoderm adını alır. Bazı epiblast hücreleri hipoblast hücreleri arasına yerleşerek embriyonik endodermi oluşturur. Daha sonra primitif çizgiden oluşan mezenşimal hücreler organize olarak üçüncü germ tabakası olan, hipoblast ve epiblast hücreleri arasına yerleşen, intraembriyonik ya da embriyonik mezodermi meydana getirir. Mezoderm hücreleri embriyonik diskin kenarlarına göç ederek amniyon ve umbilikal kesesini kuşatan ekstraembriyonik mezoderm ile bağlantı kurar.

Mezoderm üçüncü haftanın sonunda (orofarengiyal membran, orta çizgide bulunan notokord ve kloaka membranı dışında) ektoderm ile endoderm arasında her yerde bulunur. Üçüncü haftanın başında primitif çizgiden kaynaklanan mezenşimal hücreler, embriyonik ektoderm ve endoderm arasında notokord uzantısını oluşturur. Notokord uzantısı primitif düğümden prekordal plağa doğru uzanır. Notokord kanalının tabanında oluşan açıklıklar kısa sürede birleşir ve notokord plağı oluşur. Notokord plağı içe doğru katlanarak, etrafında aksiyel iskeletin (örn. omurga) gelişeceği embriyonun primordiyal ekseni olan notokordu oluşturur.

Notokord tarafından indüklenen embriyonik ektodermin kalınlaşması ile nöral plak belirir. Nöral plakta her iki yanından nöral kıvrımlarla sınırlı, longitudinal bir nöral oluk gelişir. Nöral kıvrımların kaynaşması ile merkezi sinir sisteminin primordiyumu olan nöral tüpü oluşturur.

Nöral kıvrımlar nöral tüpü oluşturmak üzere birleştiğinde nöroektodermal hücreler yüzey ektodermi ile nöral tüp arasında nöralkresti oluşturur.

Notokordun her iki yanındaki mezoderm, üçüncü haftanın sonunda, somitleri oluşturacak olan paraksiyel mezodermin longitudinal kolonlarını oluşturmak üzere yoğunlaşır.

Embriyodaki sölom (boşluk), lateral mezoderm ve kardiyojenik mezoderm içinde izole boşluklar ya da veziküller şeklinde oluşmaya başlar. Daha sonra sölomik veziküller birleşerek tek ve at nalı şeklinde bir boşluğa dönüşür, bu boşluk daha sonra diğer vücut boşluklarının kökenini oluşturur.

Kan damarları ilk olarak umbilikal kesesi (yolk veya vitellus kesesi), allantois ve koryon içinde ortaya çıkar. Bundan kısa bir süre sonra da embriyo içinde gelişir.

Kalp bir çift endokardiyal kalp tüpü ile karakterdedir. Üçüncü haftanın sonunda endotelyal kalp tüplerinin birleşmesi ile oluşan tübüler kalp embriyo, umbilikal kesesi, koryon ve bağlantı sapındaki damarlarla ilişkili kurarak primordiyal kardiyovasküler sistemi oluşturur.

Primer koryon villusları mezenşimal odaklara sahip olduklarında sekonder koryon villuslarına dönüşürler. Üçüncü haftanın sonuna doğru sekonder koryon villuslarının içinde kapillerler gelişir ve tersiyer koryon villuslarına dönüşür. Kök villuslardan gelişen sitotrofoblastik uzantılar birleşerek koryon kesesini endometriyuma bağlayan sitotrofoblastik kabuğu oluştururlar.

ORGANOGENEZIS DÖNEMI: 4-8. HAFTALAR

Ektoderm; santral sinir sistemini, periferik sinir sistemini, göz, kulak ve burundaki duyu epitelini, epidermis, kıl ve tırnakları, meme bezlerini, hipofiz, deri altı bezlerini ve diş minesini oluşturur.

Nöroektodermden köken alan nöral krista (crista neuralis) hücreleri; kraniyal, spinal ve otonom gangliyonları, periferik sinir sistemi kılıflarını, dermisteki pigment hücrelerini, yutak kavislerinden köken alan kas ve bağ doku ile kemikleri , adrenal bezin medullasını, ayrıca beyin ile medulla spinalisin meninkslerini oluşturur.

Mezoderm; bağ doku, kıkırdak doku ve kemik dokusunu, çizgili ve düz kas dokusunu, kalp, kan ve lenf damarlarını, böbrekler, ovaryumlar ile testisi, genital kanalları, vücut boşluklarını döşeyen seröz zarları (perikardiyum, pleura ve periton), dalağı ve adrenal bezin korteksini oluşturur.

Endoderm; gastrointestinal sistem ve solunum yolları epitellerini, tonsillaların parankimasını, tiroid ve paratiroid bezlerini, timus, karaciğer ve pankreası, mesane ve üretranın büyük bir kısmının epitelini, timpan boşluğu ve girişinin epiteli ile östaki borusunu oluşturur.

 

FETAL DÖNEM: DOKUZUNCU HAFTADAN DOĞUMA KADAR

Fetal dönem fertilizasyondan 9 hafta sonra başlar (Son normal adet tarihinden 11 hafta sonra) ve doğumda sona erer. Fetal dönem için kalıplaşmış bir evrelendirme sistemi yoktur; Buna rağmen 4-5 haftalık dilimlerde gözlenen değişiklikleri değerlendirmek uygun olur.

Bu dönem organ sistemleri, dokuların ileri farklanması ve vücudun hızlı büyümesiyle karakterizedir.

Fetal dönemde gözlenen en belirgin değişim bütün gövdeyle karşılaştırıldığında baş büyümesinin göreceli olarak yavaşlamasıdır.

20. haftanın başlamasıyla birlikte lanugoyla beraber kafadaki saçlar belirir ve deri vernix caseosa ile kaplanır.

Göz kapakları fetal dönemin büyük kısmı boyunca kapalıdır ancak 26. hafta civarında açılmaya başlar.

Bu dönemde fetüs temel olarak solunum sisteminin olgunlaşması nedeniyle sıklıkla uterus dışında yaşama yeteneğine sahiptir.

Yaklaşık 30. haftaya kadar göreceli olarak derialtı yağ dokusunun yokluğu ve derisinin inceliği nedeniyle

fetüs kırmızımsı ve parlak görülür. Yağ sıklıkla son 6 ile 8 hafta boyunca hızla artar.

Fetüs radyasyona, viruslara ve ilaçların teratojenik etkilerine daha az duyarlıdır.

Fetal yaş tahmini için fetüsün dış özellikleri ve çeşitli ölçümlerden yararlanılır.

Tepe-Topuk (CRL) ölçümü birinci trimester sonuna kadar fetal yaş tayini için tercih edilen yöntemdir, çünkü bu dönem süresinde fetüs bedeninde çok küçük farklılıklar oluşur.

 İkinci ve üçüncü trimesterlerde ultrasonografik olarak tanımlanıp ölçülebilen basit ölçümler;

Biparietal diameter (BPD): Başın iki parietal kemiğinin tümseklikleri arasındaki uzaklık

Kafa çevresi

Karın çevresi

Femur uzunluğu

Ayak uzunluğu

Amniyosentez genetik bozuklukların araştırılmasında yaygın olarak kullanılan bir tekniktir.

Amniyosentezin temel endikasyonları;

İleri anne yaşı (38 veya yukarısı)

Bir önceki doğumda trizomik çocuk olması (Down Sendromu)

Anne ve babada kromozomal anomali olması (Kromozom translokasyonu)

X’e bağlı çekinik bozuklukları taşıyan kadınlar (Hemofili)

Ailede nöral tüp defekti hikayesi olması (Spina bifida sistika)

Doğumsal metabolizma bozukluğu taşıyanlar.

Alfa-fetoprotein fetal karaciğer, umbilikal kese (yolk yada vitellus kesesi) ve bağırsakta sentez edilen bir glikoproteindir. AFP son normal adet döneminden sonraki 14. haftada pik yapar ve fetal serumda yüksek konsantrasyonlarda bulunur. Az miktarda AFP normal olarak amniyotik sıvıya karışır.

Merkezi sinir sistemi ve karın ön duvarında ciddi defektleri olan fetusları çevreleyen amniyon sıvısındaki AFP konsantrasyonu yüksektir. Bir fetus açık nöral tüp defektliyse AFP konsantrasyonu anne serumunda normal değerden daha yüksektir. Fetus Down Sendromu, Trizomi 18 ve diğer kromozom anomalilerine sahip olduğunda anne serum AFP konsantrasyonu düşüktür.

FARİNGEAL (BRANKIAL) KOMPLEKS

Faringeal (brankial) kompleksin içerdiği yapılar; faringeal arkuslar (archus pharyngealis), faringeal cepler (sacci pharyngealis) faringeal yarıklar (sulci pharyngealis) faringeal membranlar (membranae pharyngealis)

FARİNGEAL ARKUSLAR

Faringeal arkuslar, gelişmenin 4. haftası başında nöral krista hücrelerinin gelecekteki baş ve boyun bölgelerine göç etmesiyle gelişmeye başlar. İlk faringeal arkus çifti, gelişen farinksin lateralinde, yüzey kabartıları olarak dikkati çeker Kısa süre sonra, diğer arkuslar gelecekte gelişecek baş ve boyun bölgelerinin her iki tarafında, oblik olarak düzenlenmiş, yuvarlak çıkıntılar olarak görülürler  4. haftanın sonunda, oldukça belirgin 4 çift arkus, dıştan ayırt edilebilirler. 5. ve 6. arkuslar rudimenterdir ve embriyonun dışından görülemezler. Arkuslar, faringeal yarıklar denilen, belirgin yarıklarla birbirinden ayrılırlar. Faringeal arkuslar gibi bunlar da, kraniokaudal yönde numaralandırılırlar.

 

Faringeal arkuslardan köken alan yapılar

ARKUS

SİNİR

KASLAR

İSKELET YAPILARI

LİGAMENTLER

1.(mandibular)

Trigeminal (V.)

Çiğneme kasları

(Temporal,masseter,medial

ve lateral pterigoidler )

Milohiyoid ve digastrik

kasın anterior karnı

Tensor timpani

Tensor veli palatini

Malleus

inkus

Malleusun

ön ligamenti

Sfenomandibular

ligament

Stilohiyoid ligament

2. (hiyoid)

Fasiyal (VII)

Stapedius

Stilohiyoid

Digastrik kasın posterior karnı

Mimik Kasları

(buksinatör, auriküler, frontal,

Platisma,orbikülaris oris-oküli)

Stapes

Stilohiyoid çıkıntı Hiyoid kemiğin küçük boynuzu Hiyoid kemiğin gövdesinin üst bölümü

Stilohiyoid ligament

3.

Glossofaringeal (IX)

Stilofarlngeus

Hiyoid kemiğin büyük boynuzu Hiyoid kemiğin gövdesinin alt bölümü

 

4 ve 6.

Vagus’un superior

laringeal dalı (X )

Vagus’un rekürren

laringeal dalı (X)

Krikotiroid

Levator veil palatini

Farinksin konstriktörleri

Larlnksin intrinsik kasları

Özefagusun çizgili kasları

Tiroid kıkırdağı

Krikoid kıkırdağı

Aritenoid kıkırdağı

Kornikulat kıkırdağı Kuneiform kıkırdağı

 

 

Birinci faringeal arkus (mandibuler arkus) iki çıkıntıdan oluşur

Küçük maksiller çıkıntı; maksilla, zigomatik kemik,  vomerin bir parçası ve temporal kemiğin skuamöz parçasını oluşturur.

Büyük mandibular çıkıntı; mandibula’yı oluşturur.

İkinci faringeal arkus (hyoid arkus) hyoid kemiğin oluşumuna önemli katkıda bulunur.

2. arkusun kaudalinde yer alan faringeal arkuslar yalnızca numaralarıyla bilinirler

Tipik bir faringeal arkus şu yapılardan oluşmuştur:

Aortik arkus, ilkel kalbin trunkus arteriosus’undan köken alır ve ilkel farinksden dorsal aortaya uzanır,

Kıkırdak, arkusun iskeletini yapar,

Kas elemanı, baş ve boyun kaslarını yapar,

Sinir, arkustan köken alan mukoza ve kasları inerve eder

4. ve 5. haftalarda, ilkel farinks, faringeal arkuslar ile lateral olarak sınırlandırılmıştır. Faringeal arkuslar dışarıdan, faringeal yarıklar ile ayrılmışlardır. Bu arkuslar içerden, farinksin evaginasyonlarıyla (çıkıntılar oluşturmasıyla) faringeal ceplere ayrılır. Bir yarığın ektodermi, bir cebin endodermiyle temas ettiği yerlerde faringeal membranlar oluşur. Boyun, farinks, damak, çeneler, dudaklar, yüz ve dilin gelişimi, büyük oranda faringeal kompleksin erişkin yapılarına dönüşümüyle gerçekleşir.

Faringeal yarıklar, dış kulak yolu girişi olarak kalan 1. arkus hariç kaybolurlar.

Faringeal membranlar da, timpanik membranları oluşturan 1. arkus çifti hariç silinir.

Birinci faringeal cep; timpanik boşluk, mastoid antrum ve faringotimpanik tübü (östaki borusu) oluşturur. İkinci faringeal cep; palatin tonsillerin gelişimiyle ilgilidir.

Timus, 3.çift faringeal ceplerden, ve paratiroid bezleri 3. ve 4. çift faringeal ceplerden oluşur.

Tiroid bezi, dilin geliştiği bölgede, ilkel farinksin tabanından aşağıya doğru bir büyümeden gelişir, Parafolliküler (C) hücreler, 4. çift faringeal ceplerden köken alan ultimobrankial cisimciklerden gelişir.

PLASENTA VE FETAL ZARLAR

Plasentanın fetal kısmı ve fetal zarlar, fetusu uterus endometriumundan ayırırlar.

Koryon, amniyon, vitellus kesesi ve allantois fetal zarları oluştururlar.

Vitellus kesesi ve allantois fetusun yapısına katılır. Vitellus kesesi, embriyodaki ilkel bağırsak yapısına katılır. Allantois fetusta urakus adı verilen fibröz bir kordonu, erişkinde ise orta göbek bağını oluşturur. Mesane tepesinden göbeğe kadar uzanır.

PLASENTA 

Plasenta iki elemanı bulunan, anne ve fetusa ait bir organdır. İnsan plasentası hemocorial tiptedir. Koryon kesesinden gelişen bir fetal kısım (chorion) ile endometriumdan köken alan bir maternal kısım (decidua basalis) dan oluşur.

Desidua gebe endometriumuna karşılık gelir, hamile bir kadındaki fonksiyonel endometrium tabakasıdır. İmplantasyon bölgesiyle ilişkisine göre desidua, üç tabaka halinde isimlendirilir

Desidua bazalis, gebelik materyalinin (embriyo) dip kısmındaki anneye ait plasentayı oluşturan tabakadır.

Desidua kapsülaris, gebelik materyalini kuşatan desiduanın yüzeyel tabakasıdır.

Desidua paryetalis (desidua vera) ise geriye kalan desidua tabakasıdır.

Anne kanındaki artan progesterona yanıt olarak desiduanın stromal (bağ dokusu) hücreleri büyürler, sitoplazmalarında glikojen ve lipid birikir. Desiduanın hücresel ve damarsal değişiklikleri, gebelikte desidual reaksiyon olarak adlandırılır. Sinsisyotrofoblastların bulunduğu koryon zarı yakınındaki desidua hücreleri dejenere olur, anne kanı ve uterus salgılarıyla birlikte embriyonun beslenmesi için zengin bir kaynak sağlar.

Plasentanın Gelişimi

Dördüncü haftanın sonunda anneyle embriyo arasındaki gaz değişimi, beslenme ve metabolik artık ürünler için kompleks bir damar ağı gelişir. Koryon villusları, sekizinci haftanın başına kadar koryon kesesini her tarafından örter. Bu kese büyürken koryon villusları, yakın komşuluk içinde bulunduğu desidua kapsülaris tarafından sıkıştırılır ve kan dolaşımı azalır. Bu villuslar daha sonra dejenere olurlar  ve kısmen damarsız bir alan olan koryon leve yani düz koryon’u oluştururlar. Bu villuslar ortadan kalkarken, desidua bazalis ile ilişkisi olanlar hızla sayılarını artırırlar, dallanırlar ve genişlerler. Bu saçaklanmış koryon kesesi artık koryon frondozum yani villöz koryon adını alır. Fetus büyüdükçe uterus, koryon kesesi ve plasenta da büyür. Hacim olarak büyümesi ve plasentanın kalınlaşması, fetus yaklaşık 18nci haftaya (20 haftalık gebelik) ulaşıncaya kadar hızlı bir şekilde devam eder. Tam gelişmiş bir plasenta, desiduanın yaklaşık % 15-30’unu kaplar ve ağırlığı yaklaşık fetus ağırlığının 1/6’sı kadardır.

Plasentanın iki kısmı vardır:

Plasentanın fetal kısmı villöz koryon tarafından oluşturulur. Ana villusların dalları, içleri anne kanıyla dolu villuslar arası boşluklara açılırlar.

Plasentanın anneye ait (maternal) kısmı ise, plasentanın fetal kısmıyla ilişkili desidua bölümü, yani desidua bazalis tarafından oluşturulur.

Dördüncü ayın sonunda desidua bazalis, hemen hemen tümüyle yerini plasentanın fetal kısmına bırakır.

Fetus-Anne Birleşim Yeri:

Plasentanın fetal kısmı (villöz koryon), maternal kısmına (desidua bazalis), sitotrofoblastik kabuk yardımıyla tutunur. Ana koryon villusları (demirleme villusları) desidua bazalise sitotrofoblastik kabuk içinden tutunurlar ve koryon kesesini desidua bazalise tuttururlar. Endometrial arterler ve venler, sitotrofoblastik kabuk içindeki aralıklardan geçerek villuslar arası boşluğa açılırlar.

Plasenta septumları, plasentanın fetal kısmını kotiledonlara ayrılırlar. Her bir kotiledon, iki veya daha çok ana koryon villusu ve onun çok sayıda dallarını içerecek şekilde plasentanın maternal yüzünde görülebilir. Dördüncü ayın sonunda desidua bazalis hemen tümüyle yerini kotiledonlara bırakır.

İmplante olmuş koryon kesesini örten desidua tabakası olan  desidua kapsülaris, koryon kesesinin dış yüzünü örten bir kapsül oluşturur. Gebelik materyali büyürken desidua kapsülaris, desidua paryetalis ile bir araya gelir ve kaynaşır. 22-24’üncü haftayla birlikte, azalan kan desteği sonucu desidua kapsülaris dejenere olur ve ortadan kaybolur. Desidua kapsülarisin ortadan kaybolmasından sonra, koryon kesesinin düz kısmı (koryon leve); desidua paryetalis ile kaynaşır.

Koriyoamniyon Zarı:

Amniyon kesesi koryon kesesinden daha hızlı büyür, amniyon ve düz koryon koriyoamniyon zarını oluşturmak üzere birleşirler. Bu birleşmiş zar, desidua kapsülaris ile kaynaşır ve desiduanın kapsüler kısmının ortadan kaybolmasından sonra, desidua paryetalis ile bir araya gelirler  Doğum esnasında yırtılan  koriyoamniyon zarıdır. Bu zarın vaktinden önce yırtılması, erken doğuma yol açar.

Plasenta Dolaşımı

Fetus ve anne dolaşımının karşılaştığı çok ince bir zar olan plasenta zarı’nda (plasenta engeli) madde değişimi yapılır ve çok sayıda koryon villus dalları bu bölgede geniş bir yüzey sağlarlar, başlıca madde değişiminin yapıldığı yer, ana koryon villuslarından doğan bu çok sayıdaki koryon villus dallarıdır.

Plasenta Zarı:

• Anne ve fetus kanını ayırır.

• Yirminci haftaya kadar plasenta zarı 4 tabaka içerir  :

• Sinsisyotrofoblast

• Sitotrofoblast

• Koryon villuslarının bağ dokusu

• Fetus kapiller damar endoteli

Yirminci haftadan sonra koryon villus dallarında histolojik değişiklikler olur. Villusların büyük bir bölümünde sitotrofoblastlar incelir. Zamanla sitotrofoblastlar villusların büyük bir bölümünde ortadan kalkar, geriye ince sinsisyotrofoblast sırası kalır ve plasenta zarı 3 tabaka olur.

Plasentanın İşlevleri

Plasentanın üç temel işlevi vardır :

1- Plasenta Metabolizması Plasenta, özellikle erken gebelik döneminde embriyo ve fetus için besin ve enerji kaynağını oluşturan glikojen, kolesterol ve yağ asitlerini sentezler.

2- Plasental Taşınma tüm maddeler dört esas taşınma mekanizmasından birisi aracılığıyla plasenta zarından taşınırlar : basit diffüzyon, kolaylaştırılmış diffüzyon, aktif taşınma, pinositoz

3- Endokrin salgılama (örn. hCG)

Hofbauer hücreleri plasentada bulunan  fagositik hücrelerdir.

Plasentanın Hormon Sentez ve Salgılaması

Fetus ve/veya anneden köken alan öncül maddeleri kullanarak plasentanın sinsityotrofoblast hücreleri, protein ve steroid hormonları sentezlerler. Plasentadan sentezlenen steroid hormonlar:

human koryonik gonadotropin (hCG)

human koryonik somatomammotropin veya human plasental laktojen

human koryonik tirotropin

human koryonik kortikotropin

Luteinizan hormona benzeyen glikoprotein yapısındaki hCG, ilk kez sinsityotrofoblastlar tarafından ikinci hafta sırasında sentezlenir; hCG menstrüel siklusun başlamasını önleyen korpus luteumun idamesini sağlar. Anneye ait idrar ve kandaki hCG konsantrasyonu, sekizinci haftada en üst düzeyine yükselir ve sonra giderek azalır. Plasenta, ayrıca pıogesteron ve östrojen gibi steroid hormonların yapımında büyük rol oynar. Progesteron, gebeliğin hemen tüm evrelerinde plasentadan elde edilebilir. Plasenta, anneye ait kolesterol veya pregnanolon’dan progesteron oluşturur, ayrıca sinsityotrofoblastlar tarafından büyük miktarlarda östrojen de üretilir.

Bir Allogreft Olarak Plasenta

Plasenta, anneye göre bir allogreft olarak değerlendirilebilir. Koryon villuslarının sinsityotrofoblastları, her ne kadar kan yoluyla anne immün sistemine maruz kalsalar da majör histokompatibilite (MHC) antijenlerinin eksik olması nedeniyle atılım cevabına yol açmazlar. Bununla birlikte uterus desiduasını istila eden ekstravillöz trofoblast (EVT) hücreleri ve onun damarları (spiral arterler), class I MHC antijenlerini eksprese ederler. Bu antijenler;

1- T hücreleri tarafından tanınabilen ve polimorfik yapıda olabilen (class la) HLA-C

2- T hücreleri tarafından zayıf olarak tanınabilen ve polimorfik yapıda olmayan (class Ib) HLA-G

Ekstravillöz trofoblast hücreleri; uyarılan T hücreleri, doğal öldürücü (NK) lenfositleri ve kompleman aktivasyonu yoluyla ortaya çıkabilecek hasara karşı kendilerini koruyabilecek bir koruyucu kalkana sahip olmalıdır. Plasentayı korumak üzere pek çok mekanizma bulunmaktadır:

1- HLA-G antijenlerinin ekspresyonu, plasental ekstravillöz trofoblast hücrelerini de içeren birkaç dokuyla sınırlıdır. Plasenta ikili bir immün koruyucu role sahiptir: polimorfik olmayan yapısı nedeniyle T hücreleri tarafından tanınmaktan korunur ve NK hücreleri üzerinde bulunan öldürücü-inhibitörler’den korunur.

2- İmmün korunma lokal olarak, bazı immün baskılayıcı moleküller (prostaglandin E 2, transforming growth factor (TGF) beta ve interleukin-10) tarafından sağlanmaktadır;

 Desidua kökenli PGE 2, (in situ NK hücrelerinde olduğu gibi) anne T hücrelerinin aktive olmasını engeller. Gebelikte desidua hücrelerine dönüşebilen uterus endometriyum stroma hücreleri, gelişim sırasında fetal karaciğer ve kemik iliği gibi kan yapıcı organlardan göç eden öncül kök hücrelerden köken alırlar.

3- Rezerv (depo) fetal MHC antijenlerine karşı anne T hücrelerinin geçici bir şekilde tolerans göstermesi, plasental immün korunma için bir destek mekanizması olarak hizmet eder. Benzer şekilde B hücrelerinin toleransı da bildirilmiştir.

4- Plasenta ya da fetusa karşı aktive olmuş anne lökositleri, trofoblastlarda bulunan apoptozisi indükleyici ligandların tetikleyeceği etkiyi ortadan kaldırır.

5-  Kompleman düzenleyici proteinler (membran kofaktör proteini = CD46) kompleman döngüsünde C3’ün aktivasyonuna engel olurlar ve böylece plasenta komplemanın yıkıcı etkisinden korunmuş olur.

6-  Trofoblastik hücrelerde indolamin 2,3-deoksigenaz enziminin koruyucu etkileri bulunur. indolamin 2,3-deoksigenaz enzim inhibitörü olan metil triptofan tedavisi; plasenta bölgesinde yoğun kompleman birikimi ve hemorajik nekroza bağlı olarak allogenik konseptusun seçici bir şekilde ölümüne sebep olur.

İnvaziv Tümör Benzeri Yapısıyla Plasenta

İnsanı da içeren pek çok (memeli) türde oldukça invaziv tümör benzeri yapısıyla ve anne ile fetus arasında anahtar moleküllerin yeterince değişimi için gerekli kan dolaşımı desteğini sağlayan yapısıyla plasenta, uterusa saldırmaktadır.

Plasentanın saldırı işlevi; bazı koryon villuslarının (demirleme = anchoring villusları) sitotrofoblast tabakasında bulunan kök hücrelerinin çoğalması ve farklanması yoluyla bölünen sitotrofoblastik ve EVT (ekstravillöz trofoblast) hücreler tarafından sağlanır.

Bu hücreler villus sınırlarında ortaya çıkarlar ve desiduaya saldıran hücre kordonları şeklinde göç ederek, bağımsız yapılar biçiminde yeniden düzenlenirler:

a-  Anne kan sinüzoitlerinden desiduayı ayıran hemen hemen kesintisiz bir hücre tabakası (sitotrofoblastik kabuk)

b- Desidua içinde dağılan hücreler (interstisiyel trofoblastlar)

c-  EVT hücrelerinin kaynaşmasıyla oluşan dev boyutlu çok çekirdekli plasental yatak hücreleri

d-  Endometriyum ile miyometriyumun bir kısmında yer alan uteroplasental (spiral) arterlere saldıran ve yeniden şekillenmesini sağlayan damar içi trofoblast hücreleri.

Tunika medianın kaybı ve EVT hücrelerinin endotel yerine geçmesiyle ortaya çıkan arteriyal remodeling, vazoaktif moleküllerin anne kan akımını engelleyici etkisini azaltır ve sabit bir plasental perfüzyonu sağlar.

Düşük düzeyde EVT hücre saldırısı, preeklampsi ve fetusta intra uterin gelişme geriliğine (IUGR) yol açarken; aşırı saldırı durumlarında ise gebelik trofoblastik neoplazileri ve koriyokarsinomalar ortaya çıkmaktadır.

EVT hücrelerinin çoğalma, göç etme ve invaziv etkisinden sorumlu moleküler tespit edilmiştir;

1-  Epidermal büyüme faktörü(EGF), TGF-alfa, amfiregülin, koloni stimülan faktör-1, vasküler endotelyal büyüme faktörü(VEGF) ve plasental büyüme faktörü EVT hücrelerinin göç etme ve invaziv özelliklerini etkilemezken, bu hücrelerin çoğalmalarını uyarırlar.

2-  İnsülin benzeri büyüme faktörü II ve bir insülin büyüme faktörü bağlayıcı protein olan IGFBP-l ise çoğalmalarını etkilemezken EVT hücrelerinin göç etme ve invaziv özelliklerini uyarırlar.

3-  Başlıca desiduadan üretilen TGF- beta’nın EVT hücrelerinin çoğalma, göç etme ve invaziv özelliklerinin anahtar kontrolünü sağladığı, trofoblastik kanser (koriyokarsinoma) hücrelerinin ise TGF-beta’nın inhibitör sinyallerine karşı dirençli olduğu gösterilmiştir.

Böylece desidua; hem plasentanın immün korunması ve hemde plasentanın aşırı saldırganlıklarından uterusun korunması yoluyla uteroplasental dengenin sağlanmasında önemli görev alır.

 Koryon villuslarının miyometriyuma anormal yapışıklığına plasenta accreta adı verilir. Koryon villuslarının miyometriyum’a hatta perimetriyum’a kadar (peritoneal zar) olan yapışıklığına plasenta percreta adı verilir. Üçüncü trimester kanamaları, bu plasenta anomalilerinin yaygın bir bulgusudur. Plasenta accreta’lı pek çok hastanın gebelik ve doğumu normal seyreder. Doğumdan sonra plasenta uterus duvarından ayrılmakta yetersiz kalır ve ortadan kaldırılmaya çalışılırsa kontrol edilmesi çok zor kanamalara yol açabilir.

Blastosist, uterusun internal os yakınına ya da girişi kapatacak şekilde implante olduğunda, anomali plasenta previa adını alır. Bu plasenta anomalisinde geç dönem gebelik kanamaları ortaya çıkabilir Plasentanın servikal kanal girişini kapatması nedeniyle fetus sezaryen ile doğurtulmak zorundadır.

Amniyon ve Amniyon Sıvısı:

Amniyon embriyo ve fetusu çevreleyen içi su dolu membranöz amniyon kesesini oluşturur. Amniyon, embriyonik diskin kenarına tutunduğundan dolayı embriyo ile olan bağlantısı (geleceğin göbek bağı) embriyonun kıvrılmasından sonra ventral yüzü aracılığıyla olur, Amniyon gelişirken, giderek koryon boşluğunu kapatır ve göbek bağını çevreleyen epiteli oluşturur.

 

Amniyon Sıvısı:

Fetus büyüme ve gelişmesinde çok önemli bir rol oynar Başlangıçta az miktar amniyon sıvısı amniyon hücreleri tarafından salgılanırken; gelişme ilerledikçe desidua pariyetalis’den koriyoamniyon zarına diffüzyon yoluyla anne interstiyel sıvısı tarafından oluşturulur. Daha sonra koryon plağı aracılığıyla plasentanın villuslar arası boşluğundan sıvı diffüzyonu olur. Derinin keratin tabakası oluşmadan önce fetustan amniyon boşluğuna deri aracılığıyla su ve katı maddelerin önemli bir geçişi söz konusudur böylece amniyon sıvısı fetus doku sıvısına benzer. Bu sıvı aynı zamanda fetus solunum yolları tarafından da salgılanır ve amniyon boşluğuna girer. On birinci haftanın başlamasıyla fetus kendi çıkardığı idrarı amniyon boşluğuna göndererek amniyon sıvısına katkıda bulunur. Gebeliğin geç döneminde günlük yaklaşık 500 ml idrar amniyon sıvısına katılır. Amniyon sıvısının hacmi normal olarak yavaşça artarak 10.haftada 30 ml, 20.haftada 350 ml ve 37.haftada 700-1000 ml seviyelerine ulaşır.

Amniyon Sıvısı Dolaşımı:

Amniyon sıvısının su içeriği her 3 saatte bir değişir. Büyük miktarlardaki su, koriyoamniyon zarı aracılığıyla anne dokusuna katılır ve uterus kapillerine girer. Fetus kanı ile sıvı değişimi göbek bağı aracılığıyla olur ve plasentanın fetal yüzünde, amniyonun koryon plağına tutunduğu yerde gerçekleşir Amniyon sıvısı fetus tarafından yutulur ve fetusun solunum ve sindirim sistemi tarafından emilir.

Amniyon sıvısı:

• Embriyo ve fetusun dıştan simetrik bir şekilde büyümesine izin verir,

• Enfeksiyonlara karşı bir bariyer gibi hareket eder,

• Normal fetus akciğer gelişimine izin verir,

• Amniyonun embriyo ve fetusa yapışmasını önler,

• Anne tarafından oluşturulabilecek travmalara karşı embriyo ve fetusa yastık görevi yapar,

• Nisbeten sabit bir sıcaklıkta tutularak, embriyonun vücut ısısının ayarlanmasını sağlar,

• Fetusa serbestçe hareket olanağı vererek, ekstremitelerdeki kasların gelişimine yardımcı olur,

• Sıvı ve elektrolit dengesini sağlar.

Gebeliğin herhangi bir döneminde düşük hacimdeki amniyon sıvısı (oligohidramnios) azalmış plasenta kan akımı ve plasenta yetmezliğiyle sonuçlanır. Amniyokoryonik membran erken yırtılması, gebeliklerin yaklaşık %10’unda meydana gelir ve oligohidramnios’un en sık nedenidir. Böbrek agenezisi, obstruktif üropati Oligohidramnioza neden olurlar. Oligohidramnios’un komplikasyonları arasında uterus duvarı tarafından fetusun sıkıştırılmasına bağlı fetal anomaliler (akciğerlerin az gelişmesi, yüz defektleri, dudak defektleri gibi) sayılabilir. Aynı şekilde göbekbağının sıkışması da ciddi bir oligohidramnios komplikasyonudur.

Yüksek hacimdeki amniyon sıvısı (polihidramnios), alışılmış amniyon sıvısı miktarının fetus tarafından yutulamaması durumunda ortaya çıkar. Polihidramnios vakalarının 60’ı idiyopatik, %20 kadarı anneye ait faktörlere ve %20 kadarı da fetusun kendisine aittir.

Merkezi sinir sistemi anomalileri (meroensefali =kısmi beyin yokluğu, anensefali =total beyin yokluğu) Özefagus atrezisi (tıkanma) Polihidramnioza neden olurlar.

Preeklampside TNF-α ve interlökin-6 gibi inflamasyon sitokinlerin seviyelerindeki artış azalmış plasental kan akımı ve maternal endotel disfonksiyonuna yol açar.

Anjiyogenezi önleyen Plasental faktörler preeklampsi ve artmış inflamatuar sitokinlere katkıda bulunur. Örneğin anti anjiyojenik proteinler soluble fms-ilişkili tirozin  kinaz  1 (s-Fltl) ve soluble endoglin preeklampsili kadının kanında yükselmiştir. Bu maddeler maternal dolaşıma plasentanın iskemi ve hipoksi cevabı olarak plasentadan salınır . Çözünebilir endoglin ve s-Fltl maternal vasküler endotel görevini bozan bir çok etkiye sahiptir, bunlar sonucunda hipertansiyon, proteinüri ve preeklampsinin diğer sistemik bulguları ortaya çıkar. 

Umbilikal Kese (yolk = vitellus kesesi)

Besin deposu olarak işlevsel olmamasına rağmen bir çok fonksiyonu üstlenmektedir:

1- Uteroplasental dolaşım başlayana kadar (2-3. haftalarda) embriyoya besin maddelerini iletir.

2-  Üçüncü haftada umbilikal kesesi duvarını örten iyi damarlanmış embriyo dışı mezoderm’de kan hücrelerinin ilk kez ortaya çıkmasını sağlar ve altıncı haftada karaciğerde kan yapımı başlayıncaya kadar bu etkinliğini sürdürür.

3- Dördüncü haftada umbilikal kesesi endodermi embriyoya primitif bağırsak olarak katılır. Epiblast’tan köken alan endoderminden trakea, bronşlar, akciğerler ve sindirim kanalı epiteli gelişir.

4- Primordiyal germ hücreleri üçüncü hafta sırasında umbilikal kese duvarında ortaya çıkar ve daha sonra gelişen cinsiyet bezlerine ve gonadlara göç ederler. Bu hücreler germ hücrelerine (erkekte spermatogonia ve dişide oogonia) dönüşürler.

Onuncu haftada umbilikal kese, amniyon ve koryon kesesi arasındaki koryon boşluğunda yer alır, gebelik ilerledikçe atrofiye olur. Omfaloenterik kanal (vitellus kesesi sapı) genellikle 6. haftanın sonunda orta bağırsak halkalarından ayrılır. Erişkinlerin yaklaşık %2’sinde omfaloenterik kanal (vitellus kesesi sapı) karın içinde kalan proksimal kısmı atrofiye olmadan kalabilir ve ileal divertikül (Meckel divertikülü) adını alır.

Allantois’in bir artığı olarak göbek bağında kistik bir kitle bulunabilir. Bu kistler omfalosel ile  birlikte bulunabilirler