Dr. Tanju YILDÖN & Tıp Bilim Eğitimi

Siyanür zehirlenmesi inhalasyon hasarı olan yanıkta görülebilir.


İnhalasyon hasarı, solunan duman, toksin ve kimyasal gazların hava yolları ve akciğer parankiminde oluşturduğu hasarı tanımlar.

En sık yangın sırasında duman ile yanan maddelerin ayrışım ürünlerinin solunmasına bağlı olarak meydana gelir. İnhalasyon hasarının neden olduğu hasar, yanık olgularının morbidite ve mortalitesini artırır.

Duman inhalasyonu sonucunda akciğer hasarı, termal veya kimyasal yolla oluşabilir. Kimyasal veya doğrudan termal hasar, erken dönemde üst hava yolu obstrüksiyonuna neden olabilir. İnhalasyon hasarı ile akciğerde meydana gelen patofizyolojik değişiklikler ise, yanmanın inkomplet ürünlerinin inhalasyonu nedeni ile ortaya çıkar. İnhalasyon hasarı sonucu akciğer ödemi, hipoksi, ventilasyon/perfüzyon uyumsuzluğu, hava yolu rezistansında artma, pulmoner kompliyansta azalma ile pulmoner vasküler rezistansta artış ve atelektazi gelişir.

Enfeksiyon (pnömoni) riski artar ve sonuçta akut solunum sıkıntısı sendromu (ARDS) gelişebilir.

Klinikte bazı semptom ve bulgular inhalasyon hasarına işaret eder. Fiberoptik bronkoskopi tanı koydurucu olabilir.

Tedavide hava yolu açıklığının sağlanması ve yeterli oksijenizasyon önemlidir. Solunumsal bakım için terapötik öksürük, göğüs fizyoterapisi, nazotrakeal veya bronkoskopik hava yolu aspirasyonu uygulanır. Medikal tedavi olarak bronkodilatörler, rasemik epinefrin, mukolitikler ve analjezik ilaçlar kullanılır. Uygun sıvı replasmanının sağlanması da diğer önemli bir konudur.

Sonuç olarak, inhalasyon hasarının tedavisinde iyi bir solunumsal bakım ile morbidite ve mortalite azaltılır.

Inhalasyon hasari genellikle termal ve/veya kimyasal zarar veren maddelerin inhalasyonu olarak tanimlanir. Son yillarda yanik hastalarinin yara bakiminda önemli gelismeler kaydedilmesine ragmen, solunumsal problemler bu hastalarin morbidite ve mortalitesinde önemli rol oynamaya devam etmektedir . Inhalasyon hasari üst solunum yollarini ilgilendiren termal hasar, alt hava yollarinin kimyasal irritasyonu ve zehirli gazlarin inhalasyonuna bagli sistemik zehirlenme olmak üzere üç bilesenden olusur . Üst hava yollarini ilgilendiren termal hasar daha çok hava yolu sorunlarina yol açarken, alt hava yollarinin kimyasal hasari bu hastalardaki solunum yetmezliginin nedenlerindendir. Olusan termal hasar siklikla larinksin üzerindeki seviyeleri ilgilendirir ve üst hava yolu obstrüksiyonuna neden olur. Alt solunum yolu hasari ise solunan dumanin kimyasal özelliklerine baglidir. Akut dönemde mukozanin dogrudan irritasyonu ile sekresyon üretiminde artis ve bronkokonstrüksiyon gözlenebilirken, zamanla bölgesel olarak artan inflamasyon ve dolasim bozukluguna bagli olarak havayolu ödemi gelisebilir. Bu nedenle, yanik hastalarinda havayolu açikliginin ve yeterli solunumun saglanmasi acil hasta yönetimi ve takibi için en önemli basamaklardandir. Yanik hastalarinda solunum yetmezligi genellikle birden fazla nedene bagli olarak ortaya çikar, ancak en çok üzerinde durulan solunumsal sorun inhalasyon hasaridir Yanik nedeniyle hastaneye yatirilan hastalarin %10-20’sinde inhalasyon hasarinin eslik ettigi bildirilmistir. Yanik hastalarinda yas, yanigin yayginligi ve inhalasyon hasarinin mortalite için en önemli bagimsiz risk faktörleri oldugu dikkate alindiginda bu sorunun önemi daha iyi anlasilmaktadir Inhalasyon hasari, yanik hastalarina uygulanacak tedavi ve bu hastalarin prognozu konusunda çok önemli bir yere sahip iken bu konuda birçok temel eksiklik dikkat çekmektedir.

Inhalasyon hasarinin tanimi, tani kriterleri, derecesinin belirlenmesi ve tedavi yaklasimlari konularinda mevcut bilgiler yetersizdir veya var olan bilgiler ile ilgili genis çapli bir uzlasi yoktur. Bu eksikligin en önemli nedenleri, yanik hastalarinda görülen solunumsal sorunlarin birçok faktöre bagli olmasi ve son derece heterojen bir klinik tezahüre sahip olmasidir. Inhalasyon hasarinin olusmasinda inflamatuar yanitin anahtar rol oynamasi ve bu yanitin önemli bilesenleri olan proinflamatuar mediyatörlerin tam olarak anlasilmamis olmasi diger bir eksikliktir

Inhalasyon hasari, yanik hastalarinda mortalite için önemli bir risk faktörü olmakla kalmayip ayni zamanda bu hastalarda morbidite açisindan da önemli bir belirleyicidir. Inhalasyon hasari varligi durumunda resüsitasyon için gerekli olan sivi miktarinin daha fazla oldugu ve mekanik ventilasyon gereksinimi ile yogun bakimda kalis süresinin uzamasina daha sik rastlandigi bildirilmistir. Hiç yanigi olmayan izole inhalasyon hasarli hastalarda bile ciddi bir mortalite ve kalici akciger hasari riski oldugu unutulmamalidir

Inhalasyon Hasarinin Patofizyolojisi

Inhalasyon hasarindan inhale edilen zararli gaz ve partiküller sorumludur. Inhale edilen partiküllerin boyutu alt solunum yollarina ulasim açisindan önemlidir. 15-20 mm çapindaki partiküller burun, daha küçükleri trakea ve bronslar, 0,5-7 mm arasinda olanlar ise alveol düzeyine inebilmektedirler. Sivi süspansiyonlar buharlastiklarinda gaz olarak absorbe edilebilirler. Gaz molekülleri ise havayollarindan dogrudan diffüze olabilirler

Ancak, yangin sirasinda nazofaringeal irritasyon nedeniyle kurbanlar genellikle agiz solunumu yaptiklarindan hava yollarinda daha fazla partikül birikimi görülmektedir.Inhalasyon hasarinin termal bileseni esas olarak vokal kordlarin üstünde kalan hava yollarini etkiler. Ortaya çikan isi üst hava yollarindaki epitel hücrelerini tahrip ederek proteinlerin denatürasyonu ve kompleman kaskadinin aktivasyonuna yol açar. Bu olaylar zinciri bir yandan histamin saliverilmesine neden olurken diger yandan da süperoksit gibi serbest oksijen radikallerinin (reactive oxygen species, ROS) olusumunu saglayan ksantin oksidazi aktive eder

Histamin saliverilmesi ise endotel hücrelerinde nitrik oksit (NO) olusumunu tetikler. Bu durumda peroksinitrit gibi serbest nitrojen radikallerinin (reactive nitrogen species, RNS) olusumu hizlanmis olur

Ortaya çikan ROS ve RNS, endotelin proteinlere geçirgenligini artirarak ödem olusumuna yol açarlar. Bu tabloya proinflamatuar sitokinlerin katilmasi ile ciddi bir inflamasyon ortaya çikar Ayrica, pulmoner yatakta yaygin bulunan C-liflerin inflamasyonu ve inhale edilen zararli maddeler tarafindan uyarilmasi ile ödem olusumu daha da artar

Termal hasarin erken dönemlerinde üst hava yollarinda ortaya çikan eritem, ödem ve ülserler genellikle hastayi rahatsiz etmekle beraber ciddi solunum sikintisina neden olmazlar. Solunum sikintisi çogu hastada ödem olusumunun en yüksek seviyeye ulastigi 18-24. saatler arasinda görülür. Bu dönemde inflamasyonun en üst seviyeye çikmasinin ödem olusumuna neden olmasinin yaninda sivi resüsitasyonu için verilen sivilarin da ödeme katkida bulunmasi ile hava yollarinda ciddi daralma ve dolayisiyla stridor ve dispne ortaya çikabilir

Bununla beraber yüz ve boynu ilgilendiren yaniklarda anatominin bozulmasi ve hava yollarina disaridan basi olusmasi solunum sikintisini artirirken hava yolu yönetimini de zorlastirir. Bu dönemde ortaya çikan ancak genellikle birkaç gün veya hafta içinde olumsuz patofizyolojik etkileri ortaya çikan diger önemli bir olay ise siliyer fonksiyonlarin bozulmasi ve yogun koyu sekresyonlarin olusmasidir 

Bu son patofizyolojik degisiklikler bir yandan bakteriyel enfeksiyon riskini artirirken bir yandan da hava yolu obstrüksiyonu ve atelektazilere neden olarak akcigerlerde gaz alis verisini olumsuz etkiler.Vokal kordlarin altindaki hava yollari nadiren termal hasardan etkilenirler. Trakeobronsiyal alanin etkilenmesi daha çok kimyasal hasar yolu ile gerçeklesir. Kimyasal olarak hasar veren maddeler zengin innervasyonu olan bu alana ulastiklarinda sinir uçlarindan güçlü bir bronkokonstriktör olan nöropeptidler saliverilir. Bununla beraber nöropeptidler hem nötrofilleri aktive ederek ROS üretimini artirirlar hem de nöronal NO sentetazin aktivitesini artirarak daha fazla NO olusumu ve dolayisiyla daha yüksek RNS konsantrasyonlarina neden olurlar. Ortaya çikan ROS ve RNS proteinler, DNA ve lipidlerin oksidasyonu, nitrasyonu veya nitrozilasyonunu saglayarak gliseraldehit-3-fosfat dehidrojenaz gibi anahtar enzimleri etkisiz hale getirirler veya dogrudan DNA hasari yaparlar

Histopatolojik olarak bu hastalarda brons mukozasinda hasar ve peribronsiyal inflamasyona rastlanir

Bronslardaki bu hasar inhalasyon hasarinin erken döneminde yüksek protein içerikli transüdaya neden olurken geç dönemde bu transüdanin katilasmasi ile hava yolu obstrüksiyonuna yol açan tikaçlar olusur. Hava yolu obstrüksiyonunun yaninda inhalasyon hasarinda bronkospazm, brons kan akiminin artmasi ve transvasküler sivi geçisi görülür. Inhalasyon hasarindaki diger önemli bir patofizyolojik degisiklik ise artmis NO yapimina bagli hipoksik pulmoner vazokonstriktör yanitin baskilanmasi ve santlasmanin artmasidir. Tüm bu degisiklikler hastalarda öksürük, wheezing (hisiltili solunum), is içeren balgam, solunum isinde artis ve hipoksemiye neden olur.Inhalasyon hasarina bagli akciger parankiminde hasar daha geç dönemde ortaya çikar. Alveollerde ortaya çikan hasar alveollerin kollapsi, artmis transvasküler sivi geçisi, azalmis sürfaktan miktari veya aktivitesi ve hipoksik pulmoner vazokonstriksiyonun kaybina baglidir

Tüm bu patofizyolojik degisikliklerin klinik yansimasi hipoksemidir. Yine alveoler hemostazin bozulmasi ile koagülasyon egilimi artarken antifibrinolitik aktivite azalir ve terminal hava yollarinda çok sayida fibrin tikaçlar olusur

Bu tikaçlar ventilasyon/perfüzyon uyumunu bozarak hipoksemiyi daha da agirlastirirlar. Aktive nötrofiller de inhalasyon hasarinin patogenezinde önemli rol bir üstlenirler. Nötrofiller bir yandan ROS ve elastaz gibi proteazlar salivererek parankimal hasari artirirken diger yandan da F-aktin aktivasyonuna bagli sertlesmis yapilari nedeniyle pulmoner kapillerlerden geçemezler. L-selektin ile alveollere yapisan nötrofiller bu bölgede dogrudan hasara neden olurlar Inhalasyon hasari akcigerlerin yaninda önemli sistemik degisikliklere de neden olmaktadir. Akcigerlerde yogun bir sekilde ortaya çikan proinflamatuar sitokinlerin dolasim yoluyla diger organ sistemlere tasinmasi ile tüm organizmada sistemik inflamatuar yanit sendromu (systemic inflammatory response syndrome, SIRS) ortaya çikar

Akciger hasarina ikincil ortaya çikan hipoksemi, azalmis kalp debisi ve artmis karboksihemoglobin (carboxyhemoglobin, COHb) seviyesi diger organ sistemlerinde ortaya çikan olasi hasarin diger mekanizmalaridir. Yanik ve inhalasyon hasari ile beraber ortaya çikan hipermetabolik durum oksijen tüketimini artirir ve sistemik kan akimini hayati organlar ve splanknik sahadan yumusak doku ve kaslara yönlendirir. Bu olaylarin sonucunda ise hem azalmis kan akimi hem de bakteriyel translokasyon nedeniyle organ yetmezligi riski artar.

Toksik Gaz Inhalasyonu

Yanginlarda sistemik zehirlenmeye neden olabilecek birçok zehirli gaz ortaya çikabilmektedir. Yangin sirasinda olusan dumanin içerigi, üretilen toksik gazlarin miktari ve çesitleri, ortamin oksijen konsantrasyonu ve olusan sicakligin derecesi yanan maddelerin özelliklerine bagli olarak dinamik sekilde degismektedir Ancak, yanik hastalarinda gözlenen akut ölümler ve ciddi toksik hasar genellikle yanigin kendisinden çok, ortamda bulunan zehirli gazlarin solunmasina bagli olarak gelisir

Solunum hasarina neden olan faktörler, basit ya da kimyasal asfiksi olusturan veya pulmoner irritasyona sebep olan maddeler ya da bunlarin kombinasyonlari seklinde olabilir. Ayrica bu maddelerin çözünürlükleri, konsantrasyonlari ve pH degerleri gibi nitelikleri kurbanlarin bireysel özelliklerinden bagimsiz olarak olusan sistemik tablonun agirliginda önemli rol oynar.Solunum yoluyla vücuda alinan toksik ajanlar baslica 4 farkli mekanizma ile etki ederler

1. Dogrudan pulmoner irritasyona bagli inflamasyon olusturarak (amonyak, klor, hidrojen klorür, hidrojenflorür, hidrojen sülfür, azot dioksit, fosgen, kükürt dioksit vb.)

2. Basit asfiksi olusturarak (argon, CO2 karbon dioksit, etan, helyum, hidrojen, metan, azot, neon vb.)

3. Kimyasal asfiksi olusturarak (karbon monoksit, hidrojen siyanür, hidrojen sülfür, metilen klor vb.)

4. Sistemik toksik etki olusturarak (kadmiyum, civa, agir metaller vb.)Günlük yasamda yanici özellikteki organik ve inorganik maddeler (mobilya, hali, yalitim malzemeleri, elektronik cihazlar, sentetik materyaller, kirtasiye ürünleri, dekoratif maddeler gibi) zehirlenmelerde rol oynayan potansiyel zehirli maddelerin kaynagidir. Yanik hastalarinda, bu maddelerden çikan gazlara maruz kalma morbidite ve mortalitede önemli rol oynar

Karbon Monoksit Toksisitesi

Karbon monoksit (CO), karbon atomu içeren yakitlarin tam olmayan yanmasi sonucu açiga çikan havadan hafif, renksiz, kokusuz ve tatsiz bir gazdir. CO zehirlenmesi yanginlarda siklikla görülmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir

CO zehirlenmesi inhalasyon hasarina bagli erken ölümlerin en önemli nedenidir. CO zehirlenmesinde dokuda hipoksi olmasina ragmen siyanoz görülmez ve kan parsiyel oksijen basinci normaldir, nabiz oksimetresinin normal sinirlarda olmasi zehirlenmenin taninmasini zorlastirabilir (33). Karbon monoksit hemoglobine oksijenden 210 kat daha siki baglanarak hemoglobinin oksijen tasima kapasitesini azaltarak dokulara oksijen sunumunu bozar ve oksihemoglobin disosiyasyon egrisi sola kayar. CO ile hemoglobin arasindaki siki bag nedeniyle %0,1’lik CO içeren gaz karisimin solunmasi bile hayati tehdit eden ciddi zehirlenmeye yol açabilir. Artmis COHb seviyesine bagli azalmis oksijen sunumu, mitokondriyal elektron transport zincirinin bozulmasi ve lipid peroksidasyonuna bagli hücre membraninin hasar görmesi CO zehirlenmesinde morbidite ve mortaliteye neden olan önemli mekanizmalardir.Karboksihemoglobin düzeyi kanda %20’lere ulastiginda semptomlar baslar; %60 düzeyinde bilinç kaybi; %80 düzeyinde ölüm görülür. Normalde sigara içmeyenlerde kanda karboksihemoglobin düzeyi %0,5 iken, sigara içenlerde %5-10 arasinda degismektedir

Hasarin ciddiyeti CO konsantrasyonuna, maruz kalma süresine ve hastanin bireysel saglik durumuna göre degisir (3). CO zehirlenmesine bagli kisa ve uzun dönem morbiditeler daha çok nörolojik ve kardiyovasküler sistemler üzerinden gerçeklesir Toksisitenin erken döneminde bas agrisi, bulanti, kusma, letarji, konfüzyon, halüsinasyon, karin agrisi, gögüs agrisi gibi hafif iskemik semptomlar olabilirken, uzamis durumlarda ciddi nörolojik hasar olusabilir. Nörolojik bulgular kalici nörolojik hasar ve geç dönem nörolojik hasar olmak üzere ikiye ayrilir. Kalici nörolojik hasar, CO’e maruz kalma sonrasinda gelisen hasardir ve zamanla kismi veya tam düzelme olabilir. Geç dönem nörolojik hasar ise nörolojik bulgularin bir iyilesme dönemi sonrasinda tekrar belirmesidir. Santral sinir sistemi etkilenen hastalarda tedaviye erken dönemde baslanmazsa uzun vadede ekstrapiramidal veya psikiyatrik semptomlarin görülebilecegi bildirilmistir

Ayrica CO zehirlenmesinde nörolojik bulgulara ek olarak lökositler, trombositler ve vasküler endotel de etkilenmektedir.

CO Toksisitesi Için Tedavi Stratejileri

Karbon monoksit zehirlenmesinde tedavi CO kaynaginin kontrolü (genellikle hastanin ortamdan uzaklastirilmasi) ve kalma süresinin kisaltilmasi, %100 oksijen verilmesi ve destek tedavisinden olusmaktadir. CO zehirlenmesinde hiperbarik oksijen tedavisinin kullanilmasi ise tartismali bir konudur. Bir atmosfer basincinda %100 oksijen uygulandiginda COHb’in yari ömrü 250 dakika iken ayni oksijen konsantrasyonu için basinç 3 atmosfere çikarildiginda bu süre 30 dakikadir. Hiperbarik oksijen tedavisinin olasi etkinligi bu mekanizma ile açiklanmaktadir. Ancak bu hipotezi irdeleyen yetersiz sayidaki çalismalarin sonuçlari çeliskilidir. CO zehirlenmesinde yaygin olarak hiperbarik oksijen tedavisi endikasyonu olarak kabul edilen zehirlenmeye bagli bilinç kaybi gelismesi, yüksek COHb seviyesi, gebelik veya zehirlenmeye bagli kardiyak arrest gelismis olmasi konularinda da yaygin bir uzlasi yoktur. Hiperbarik oksijen tedavisi uygulanacaksa bu tedavinin süresi ve uygulanacak basinç seviyesi konulari da belirsizdir. Hiperbarik oksijen tedavisinin karari hastanin durumu ve bu tedaviye ulasilabilirlik faktörleri göz önünde bulundurularak klinisyenlere birakilmalidir.

Siyanür Toksisitesi

Siyanür genellikle potasyum ve sodyum bilesikleri halinde veya tek basina çesitli polimerler, poliakrilonitril, kagit, poliüretan, yün, at kili ve ipek gibi dogal veya sentetik ev esyalarinin yanmasiyla olusan bir maddedir. Kauçuk üretimi, altin çikarma, kimya sanayi ya da fotograf laboratuarlarinda çalisanlarda maruz kalma ihtimali yüksektir

Siyanür içeren maddelerin açiga çiktigi yanginlarda olusan duman inhalasyonunda ortamdaki düsük oksijen seviyesine ek olarak, trikarboksilik asit döngüsünde yer alan sitokrom oksidaz enziminin siyanür tarafindan bloke edilmesi de hücresel düzeyde asfiksi olusturur. Siyanoz bulgulari gözlenmez iken ciddi doku hipoksisi olusur ve laktik asidoz ortaya çikar

Bulgular zehirlenmenin düzeyine göre hafif bas dönmesi, letarji, bulanti halinden konfüzyon, koma ya da ölüme kadar degisebilen bir yelpazede gözlenebilir. Nefeste aci badem kokusu tipiktir

Siyanür zehirlenmelerinde klinik bulgular akut anksiyete veya CO zehirlenmesi bulgularina benzer. Kan siyanür düzeyini hizli ve dogru olarak gösterebilen bir testin olmamasi taniyi güçlestirmektedir. Normal kosullarda kan siyaniür seviyeleri 0,3-0,5 mg/L arasindadir. Siyanür kan düzeylerinin 1 mg/mL’nin üzerinde olmasi hayati tehlike olusturabilir. Literatürde kan düzeyleri >5 mg/mL olan ve yasayan hastalar bildirilmistir

Siyanür Zehirlenmeleri için Tedavi Stratejileri

Duman zehirlenmelerine maruz kalan hastalarin siyanür toksisitesi açisindan tedavi edilmesi uzun yillar tartismali bir konu olmustur. Daha önceki dekadlarda, antidot kullanimini bildiren randomize, kontrollü çalismalarin olmamasi nedeniyle, antidot kullaniminin önerilemeyecegi, hastalarin hemodinamik stabilizasyonunun saglanarak yeterli hepatik eliminasyona olanak tanimanin yeterli olacagi düsüncesi kabul görmekteydi Ancak siyanür toksisitesine bagli fatal sonuçlarin spesifik antidotlar kullanilarak önlenebileceginin öne sürülmesiyle antidot kullanimi tekrar gündeme gelmistir Siyanür toksisitesinde antidot kullanilmasinin amaci, siyanürün dogrudan ya da dolayli olarak vücuttan uzaklastirilmasidir. Bu amaçla, dogrudan baglayici ajanlar, methemoglobinemi olusturan ajanlar ve sülfürleyici ajanlar kullanilabilir. Direkt baglayici ajanlar, dikobalt edetat (Kelocyanor) ve hidroksikobalamin (Cyanokit) gibi kobalt bilesikleridir. Bu ajanlar siyanür ile birlesip selat olusturarak etki ederler. Bas agrisi, alerji, cilt ve idrarda renk degisikligi, hipertansiyon ve refleks bradikardi gibi yan etkiler olusabilir

Siyanürün methemoglobin afinitesi, hemoglobin afinitesinden daha fazladir. Dimetilaminofenol, sodyum nitrit ve sodyum tiyosülfat gibi ajanlarla methemoglobinemi indüklenerek olusturulan siyanomethemoglobin karaciger mikrozomal enzimi olan rodanaz tarafindan koloidal sülfat veya tiyosülfat yardimiyla tiyosiyanata çevrilir ve idrarla atilir. Bu yöntem sirasinda sodyum nitrit kullanilirken ciddi hipotansiyon ve ciddi hipoksi gibi yan etkilere dikkat edilmesi gereklidir. Optimum siyanür baglanmasi için methemoglobin seviyesi %20-30 civarinda tutulmali %40 üst siniri kesinlikle asilmamalidir

Sülfür donörleri kullanilarak da tiyosiyanat olusumu kolaylastirilabilir Siyanür toksisitesinde hiperbarik oksijen tedavisi uygulanmasi tartismalidir

Siyanür toksisitesi olgularinda diyaliz uygulamasi ile ilgili çalisma olmasa da, Nessim ve ark. bir olgu sunumunda böbrek yetmezligi olan bir hastada sürekli veno-venöz hemodiyafiltrasyon uygulanarak kan tiyosiyanat seviyelerinde çok hizli düsüs elde ettiklerini bildirmislerdir

Inhalasyon Hasari Için Tani Kriterleri

Inhalasyon hasari için yaygin kabul gören tani kriterleri bulunmamaktadir. Bu eksiklik farkli merkezlerden bildirilen sonuçlarin bir arada degerlendirilmesini güçlestirmektedir

Bu durum inhalasyon hasari konusunda yapilacak arastirmalar ve gelistirilecek kilavuzlar konusunda önemli bir engel olusturmaktadir. Inhalasyon hasari terimi, termal ve/veya kimyasal irritanlarin inhalasyonu sonucunda ortaya çikan hasari ifade etmek için kullanilan spesifik olmayan bir terimdir. Aslinda inhalasyon hasari birbiri içine geçmis 3 farkli hasar olarak düsünülebilir

Daha çok üst hava yollarini ilgilendiren termal hasar, tüm solunum yollarini ilgilendiren lokal kimyasal irritasyon ve karbon monoksit ve siyanür gibi zehirli maddelerin inhalasyonunu içeren sistemik toksisite.Inhalasyon hasari tanisi öykü, fizik muayene ve fiberoptik bronkoskopi gibi tanisal yöntemlere dayanir Tani için ilk basamak hastanin öyküsüdür. Öyküde yanigin olus mekanizmasi ve maruz kalma süresi sorgulanmalidir. Kapali alanda alev veya patlama sonucunda ortaya çikan yaniklarda ciddi inhalasyon hasari riski bulunurken elektrik veya zehirli gaz salivermeyen sicak sivilarla yaniklarda bu risk ihmal edilebilir düzeydedir. Yine inhalasyon hasarina neden olan olaya maruz kalma süresi de önemli bir belirleyicidir. Fizik muayene, inhalasyon hasarinin tanisini koymak ve siddetini belirlemede önemlidir. Fizik muayenede inhalasyon hasarini düsündüren bulgular bas ve boyun bölgesini ilgilendiren yaniklar, yüz ve burun killarinin etkilenmesi, isli balgam, agiz mukozasinda ödem ve dispne olarak sayilabilir. Tanisal inceleme yöntemlerinden en sik kullanilani fiberoptik bronkoskopidir Fiberoptik bronkoskopide mukozada hasar ve siyah renkli karbon birikintilerinin görülmesi tipiktir. Unutulmamasi gereken önemli bir nokta ise deride yanik olmaksizin ciddi inhalasyon hasarinin olusmus olabilecegidir

Inhalasyon hasari için tanisal kriterlerin belirlenmesi klinik prezentasyondaki farkliliklar nedeniyle güçtür. Inhalasyon hasarinin ortaya çikisindaki gecikmeler ve kutanöz yaniklar veya reperfüzyon hasarina bagli sistemik inflamatuar yanit sonucu ortaya çikan akut akciger hasari, inhale edilen irritanin etkilerini degerlendirirken karisikliga yol açabilir. Inhalasyon hasari tanisinda fikir birligi olmamasi nedeniyle, yanik merkezleri tani yöntemlerini (133Xe taramalari, fiberoptik bronkoskopi) kendi imkan ve pratik uygulamalarina göre belirlemektedir Klinik degerlendirme ve bronkoskopik görünümle inhalasyon hasari tanisi konulabilir, ancak hangi hastalarda solunum yetmezligi ve diger pulmoner komplikasyonlar veya mortalite ile karsilasilacagini tahmin etmek güçtür. Bu hastalarda güvenilir prognostik kriterlerin belirlenebilmesi için birçok çalisma yapilmistir. Bunlarin güvenilir olabilmesi için inhalasyon hasari derecesi kantitatif olarak belirlenmelidir. Bunun için genellikle klinik ve bronkoskopik bulgular kullanilmaktadir. Ancak bronkoskopide saptanan proksimal lezyonlar inhalasyon hasarini oldugundan daha ciddi gösterebilir. Asemptomatik hastalarda fiberoptik bronkoskopi kullanimiyla inhalasyon hasari saptanabilir.

Hava Yolu Yönetimi

Ciddi yanik hastalarinin büyük çogunlugu hava yolu yönetimi ve solunum destegi için endotrakeal entübasyona ihtiyaç gösterirler. Bu hastalarda endotrakeal entübasyonun endikasyonlari üçe ayrilir: Bilinç durumunda degisiklik, solunum yetmezligi ve hava yolu obstrüksiyonu tehdidi

Bilinç durumunda ortaya çikan degisiklikler hava yolunu koruyamama ve hatta spontan solunumun yetersizligi veya tamamen kaybi seklinde ortaya çikabilir. Bu durum hipoksi, zehirli gazlarin solunmasi veya sok tablosundan kaynaklanabilir, ancak hem yeterli ventilasyonun sürdürülmesi hem de hava yolunun güvenceye alinmasi için erken müdahale sarttir. Solunum yetmezligi, daha önce de tartisildigi gibi birçok nedene bagli ortaya çikar ve mekanik ventilasyon ile solunum desteginin saglanmasi için entübasyon gerektirir. Hava yolu obstrüksiyonu tehdidi siklikla atlanabilecek ve degerlendirilmesi en zor olan entübasyon endikasyonudur. Hava yolu obstrüksiyonu tehdidinin nedeni üst hava yollarinin hasar görmesi sonucunda burada dogrudan ortaya çikan doku ödemi veya sivi resüsitasyonuna bagli üst hava yollari dahil tüm vücutta olusabilecek olan ödemdir. Ilk degerlendirmede hava yolu obstrüksiyonu bulgusu olmasa bile sivi resüsitasyonu ile beraber genellikle 24 saat içinde doku ödeminin en üst seviyeye çikmasiyla ciddi obstrüksiyon olusabilir. Bu duruma özellikle agiz mukozasini da ilgilendiren bas ve boyun yaniklari ve büyük miktarda sivi resüsitasyonu yapilan hastalarda rastlanir

Endotrakeal entübasyon endikasyonu kadar bu islemin zamanlamasi da hayati öneme sahiptir. Özellikle hava yolu obstrüksiyonu tehdidi bulunan hastalarda hava yolunun güvenli bir sekilde saglanmasi konusunda geç kalinmasi çok ciddi sonuçlar dogurabilir. Bu hastalarda ödemin hizli bir sekilde artmasi ile baslangiçta basit olan bir hava yolu yönetimi imkânsizlasabilir. Hava yolu obstrüksiyonu tehdidi durumunda izlenecek en güvenli yol hava yolunun en kisa sürede güvenceye alinmasidir

Endotrakeal entübasyon ihtiyaci olan yanik hastalarinin bir bölümünde birkaç gün içerisinde ödemin azalmasi, solunum destegi gereksiniminin ortadan kalkmasi ve bilinç durumunun düzelmesi ile beraber bu ihtiyaç ortadan kalkar. Ancak hastalarin önemli bir kisminda ciddi inhalasyon hasari ve büyük miktarda sivi resüsitasyonu gibi birincil sorunlar ve pnömoni ile ventilatör iliskili akciger hasari gibi ikincil olaylar nedeniyle endotrakeal entübasyon gereksinimi devam eder. Bu noktada uzun süreli hava yolu yönetimi için endotrakeal entübasyon veya trakeotomi yöntemlerinden birini seçmek gerekir. Her iki yöntemin önemli arti ve eksileri bulunmaktadir

Klinik uygulamamizda trakeotominin uzun süreli hava yolu yönetimi için daha uygun bir yöntem oldugunu düsünmekteyiz. Bu nedenle endotrakeal entübasyon süresinin bir haftayi geçmesi öngörülen hastalarda 48 saat içinde trakeotomiye geçis yapmaktayiz. Entübasyon süresi konusunda kararsiz kalinan hastalarda ise yine bes günden uzun beklememek gerektigine inanmaktayiz. Trakeotomi kararindan sonra islemin yapilma yöntemine karar verilmelidir. Yatak basi uygulanabilen ve cerrahi yönteme göre daha az invaziv olan perkütan dilatasyon trakeotomi yönteminin uygun bir tercih olacagi düsüncesindeyiz. Çalismalarda iki yöntemin birbirine göre üstünlükleri olmadigi bildirilmistir, ancak fiberoptik bronkoskopi kilavuzlugunda ve deneyimli bir ekip tarafindan uygulandiginda perkütan yöntemin daha uygun olduguna inanmaktayiz. Perkütan trakeotomi sirasinda fiberoptik bronkoskopi yapilmasi hem islemin güvenligini artirir hem de bu hastalarda çogu zaman tanisal ve bazen de terapötik bir isleminin yapilmasina olanak saglamis olur Ancak trakeotomi için seçilecek yöntem konusunda en önemli belirleyicilerin ekibin deneyimi, imkânlari ve tercihi oldugu unutulmamalidir.

Inhaler ve Sistemik Tedaviler

Inhalasyon hasari farkli patofizyolojik mekanizmalari baslatir. Inhalasyon hasarinin hava yollarini dogrudan etkilemesi ile burada proteinden zengin tikaçlar birikir. Bu durum astimli hastalardakine benzer bir bronkospazm ve reaktif hava yollari tablosuna neden olur. Diger önemli patofizyolojik mekanizma ise inhalasyon hasari ve cilt yanigi nedeniyle ciddi inflamasyon olusmasi ve bu duruma ikincil akut akciger hasarinin görülmesidir. Bu patofizyolojik mekanizmalara etki edebilecek ilaçlarin inhalasyon yolu veya sistemik yolla uygulamasi arastirmacilarin ilgi odagi olmustur. Ancak, birçok ilaç denenmesine karsin etkinligi kesin olarak gösterilen herhangi bir tedavi seçenegi bulunmamaktadir

Beta-2 Agonistler

Salbutamol ve albuterol gibi beta-2 agonistler inhalasyon hasarinin tedavisinde birçok teorik avantaja sahiptirler

Bu ilaçlarin en önemli etkilerinden biri akut akciger hasarinda damar disindaki su (extravascular lung water) miktarini azaltmalaridir. Ancak inhalasyon hasarinin tedavisinde beta-2 agonistlerin etkinligi ile ilgili kanitlar sadece deneysel çalismalar ve retrospektif olgu serilerinden olusmaktadir

Klinik uygulamalarimizda, yan etkilerinin az, uygulamasinin kolay ve maliyetinin nispeten düsük olmasi nedeniyle inhalasyon hasarinda beta-2 agonistler rutin olarak kullanilmaktadir.

Heparin

Inhalasyon hasarinin patofizyolojisinde önemli rol oynayan tikaçlarin önemli bilesenlerinden biri fibrindir. Fibrini ortadan kaldiran veya olusmasini engelleyen tedavi yaklasimlari inhalasyon hasarinda teorik olarak anlamli fayda saglayabilirler Bu konuda en çok arastirilan ve kullanilan ajan heparindir. Inhalasyon hasarinda heparin ile bir antiinflamatuar ajanin birlikte inhalasyon yolu ile (nebülizatör) verilmesinin sonuçlari iyilestirilebilecegi deneysel çalismalarda gösterilmistir

Ancak bu konudaki klinik verilerin yeterli olmamasi nedeniyle rutin uygulanmamaktadir.

Steroidler

Birçok inflamatuar akciger hastaliginda kullanilmakta olan steroidler inhalasyon hasarinda da en çok kullanilan ve arastirilan ajanlardir. Inhalasyon hasari sirasinda dogrudan olusan hava yolu hasari kadar inflamasyona ikincil ortaya çikan akciger hasari da önemli rol üstlenir. Steroidler ile bu ikincil hasarin azaltilmasi ve böylece inhalasyon hasarinin hafifletilmesi amaçlanmaktadir

Ancak bu konuda da yine çeliskili bilgiler mevcuttur. Yanik hastalarinda çok ciddi bir sorun olan enfeksiyonlara steroidlerin yatkinligi artirmasi en büyük çekincedir

Günümüzde kabul gören yaklasim sistemik steroidlerin kullanilmamasidir.Sistemik veya inhaler tokoferol, sistemik C vitamini, inhaler nitrik oksit ve sistemik antitrombin III  inhalasyon hasarinda kullanilan diger sistemik ve inhaler tedavilerdir.

Sonuç

Inhalasyon hasari yanik hastalarinin morbidite ve mortalitesinde önemli yer tutmaktadir. Buna ragmen bu konuda yapilan çalismalar nicelik ve nitelik olarak yetersizdir. Inhalasyon hasarinin tani kriterleri gibi çok temel konularda bile ciddi eksikliklerin var olmasi bu konuda klinik sonuçlarin iyilestirilmesi için gerekli olan çok merkezli klinik çalismalarin önündeki en büyük engel olmaktadir.Kapali alanda alev veya patlama sonucunda yanan hastalarda inhalasyon hasarindan süphelenilmeli ve en kisa zamanda tani konulmalidir. Tani konulduktan sonra bir yandan yogun destek tedavisi uygulanirken diger yandan da pnömoni gibi ikincil akciger hasari mekanizmalari ile mücadele edilmelidir. Destek tedavisinde öncelikle hava yolu açikligi ve güvenligi hizli ve agresif bir sekilde saglanmalidir. Özellikle bronkospazmi olan inhalasyon hasarli hastalarda inhaler beta-2 agonistler ve steroidlerin fayda saglayabilecegi akilda tutulmalidir.Yanik hastalarinda solunum yetmezliginin önlenmesi ve tedavisinde çok fazla üzerinde durulmayan ancak çok önemli rol oynayabilecek bir faktör de sivi resüsitasyonunun miktaridir. Parkland formülünün kullanilmasi gibi klasik sivi resüsitasyonu stratejilerinin akut böbrek hasari riskini azalttigi bilinmektedir ancak bu durum hastalarin önemli bir bölümünde asiri resüsitasyona neden olabilmektedir. Verilen fazla sivi ise solunumsal komplikasyonlarin gelismesinde anahtar rol oynamaktadir. Sivi resüsitasyonunun idrar çikisi, “mikst venöz oksijen satürasyonu”, “ekstravasküler akciger sivi indeksi” ve “intratorasik kan hacmi” gibi daha objektif kriterlere göre ve dinamik bir sekilde yapilmasi solunum komplikasyonlarini azaltmak açisindan önemli fayda saglayabilir